Quaresma ve Burak Yılmaz
Adnan Bostancıoğlu
Adnan Bostancıoğlu
Tüm YazılarıPazar gecesi televizyonda tanık olmuşsunuzdur. Trabzon 1-0 mağlup; dakika 80 küsur. Burak cezasahasında İbrahim Toraman'la ikili mücadelede...
Trabzonspor-Beşiktaş maçı, tahmin edildiği gibi Süperlig'in ortalamasının üzerinde bir kaliteye sahne oldu. Carvalhal'ın öncelikle gol yememek üzerine kurduğu kalabalık ortasaha ve savunma bloku, işini iyi yaptı; Burak ve Hamit'in çabaları bir-iki pozisyon dışında duvara çarptı. Maçın süresi kısaldıkça Beşiktaş daha riskli bir oyuna yöneldi ve bunun da semeresini aldı.
Maç bir yana iki oyuncudan söz etmek lazım, sanırım.Biri Quaresma... Okuyanlar bilir, özellikle bu sezon Quaresma ile çok uğraştım. Gerçi hiç bir zaman kötü futbolcu demedim. Beşiktaş formasını yeterince ciddiye almadığını söyledim; sahada kişisel tatminini herşeyin üzerinde tuttuğundan, takıma katkısı olmadığından şikayet ettim. Lakin, kabul etmek gerekiyor ki Trabzon'da Beşiktaş formasıyla belki de en iyi oyununu çıkardı. Hatta o kadar "takım oyuncusu"ydu ki, kendisinden şut beklediğimiz pozisyonlarda bile pas vermeyi denedi. Bu maç şunu gösterdi: Quaresma, formasını giydiği takımda kendisinden başka 10 oyuncunun daha ter döktüğünün farkındaysa, Beşiktaş'ı sürükleyip götürür. Peki bunun garantisi var mı? Valla ondan emin değilim. Sahaya çıkacağı ilk maçta, Trabzon'daki Quaresma'nın dublörünü izlediğimizi sanabiliriz.
Herşeye rağmen "umut verici" bir gelişmeden de söz edelim...
Eylül ayında, ligin ilk maçından sonra Quaresma hakkında şöyle demiştim: "Saçına başına, kaşına gözüne bu kadar çok kafayı takan adam, aklını futbola ne kadar verir emin değilim." Nitekim farketmişsinizdir; o saçma sapan "apaçi" saçını kestirmiş Quaresma... (Darısı arkadaşlarımın Portekizliye özenen çocuklarının başına!) Çok iyi yapmış. Aynada nasıl göründüğünden ziyade sahada ne yaptığıyla daha çok ilgilenmeye başladığını düşünebiliriz. Hayırlı bir gelişme...
Gelelim diğer futbolcuya... Burak Yılmaz'dan bahsedeceğim. Evet, şu anda Türkiye liglerinin en değerli oyuncusu gibi görünüyor. Şenol Güneş'in muhteşem bir "mezardan futbolcu çıkarma" operasyonu diyebiliriz. Burak Yılmaz, Şenol Hoca'ya ne kadar minnet duysa azdır.Antalyaspor'dan Beşiktaş'a büyük umutlarla gelmişti. Tigana'nın çok güvendiği "genç yıldız" kontenjanından epey forma şansı buldu. Başlangıçta bu şansı iyi değerlendirecekmiş gibi görünürken, "futbol aklını" geliştiremediği için zamanla düşüşe geçti. Manisa'ya gitti, olmadı. Fenerbahçe'de bir kez daha büyük takım serüvenine girdi, yine olmadı. Eskişehir'deki kiralık dönemin ardından geçen sezon Trabzon'a geldi ve beklenmedik bir çıkış yakaladı; hâlâ üzerine koyarak devam ediyor.
Ama gelin görün ki, bundan beş yıl önce henüz 21 yaşındayken İnönü Stadı'nda kendisine şahsen kuşkuyla bakmama sebep olan karakter zafiyetini hâlâ aşabilmiş değil. Can çıkmayınca huy çıkmıyor! O günlerde de öyleydi... Rakip dokunmaz ama Burak kendini yere atar; ne atması yerden yere vurur. Topu elle alır, hakem düdük çalınca büyük bir şaşkınlık ifadesiyle "ne var" gibisinden bakar. Hasılı hemen her maçta aynı tiyatro!
Pazar gecesi televizyonda tanık olmuşsunuzdur. Trabzon 1-0 mağlup; dakika 80 küsur. Burak cezasahasında İbrahim Toraman'la ikili mücadelede... Top Burak'ın eline temas ediyor. Ve fakat Burak ne yapıyor? Dönüp hakeme "Penaltı!" diye bağırıyor. Bunu anlamıyorum; topla el teması olan sensin, penaltı diye itiraz eden de sen! İnsan düşünmez mi, bütün bu pozisyonlar bilmem kaç kamera tarafından çekiliyor, defalarca ekrana geliyor. Milyonlarca insana mahcup olurum, diye aklından geçmez mi? Geçmiyor demekki! O an haksız da olsa, rakibin emeğini çalarak da olsa o penaltıyı alacak. Tek düşündüğü bu.
Futbolunu bu kadar geliştirmişken, herkesin "keşke benim takımımda olsa" diyeceği bir oyuncu olmaya adayken, insanın kendisini bu kadar antipatik bir kişilik haline getirmesi yazık ve günah. İnşallah babası, eski Beşiktaş kalecisi Fikret Bey, oğlunun kulağını çeker.