Yukarı Çık

Yankaya mucizeyi önleyemedi

Adnan Bostancıoğlu

Adnan Bostancıoğlu

Tüm Yazıları
E-Posta Adresi[email protected]

Galatasaray-Gençlerbirliği maçının ilk devresini seyrederken düşünmeden edemedim; uzun süredir bu kadar “dengesiz” bir maç seyrettim mi acaba, diye... “Dengesiz” derken kastım, iki takım arasındaki muazzam fark. Gençlerbirliği’nin dikkate değer tek bir atağı yokken, Galatasaray’ın devreyi bir elin parmakları kadar gol atarak kapatması işten bile değildi.

Galatasaray-Gençlerbirliği maçının ilk devresini seyrederken düşünmeden edemedim; uzun süredir bu kadar “dengesiz”  bir maç seyrettim mi acaba, diye... “Dengesiz” derken kastım, iki takım arasındaki muazzam fark. Gençlerbirliği'nin dikkate değer tek bir atağı yokken, Galatasaray'ın devreyi bir elin parmakları kadar gol atarak kapatması işten bile değildi. Hamit'in direkleri döven vuruşları, Burak'ın altıpastan kaçırdığı  iki pozisyon, Eboue ve Sneijder'in kaleciye takılan gollük şutları,  “olmayınca olmuyor” dedirtti.

Galatasaray ilk yarı tek forvetle oynadı. Drogba'nın “dinlendirildiği” maçta Burak Yılmaz'ın yanında Umut Bulut seçeneği düşünülmemiş. Tek forvet dedik ama, bu kağıt üzerinde böyleydi. Birçok atakta Gençlerbirliği'nin kalesini beş “forvetle” abluka altına aldılar. Kuşkusuz bunda Gençlerbirliği'nin bir peynir kadar yumuşak orta sahasının ve hiç çalışmayan kanatlarının payı büyüktü. Solda Riera ve Emre, sağda Hamit ve özellikle Eboe 70 metrelik bir kulvarda cirit attılar.

Galatasaray'ın acımasız üstünlüğünü görünce insanın aklına takılıyor; geçen haftadan bu yana ne değişti diye... Malum, Eskişehirspor deplasmanında vasat altı bir Süper Lig takımı görüntüsü vermişti sarı kırmızılılar... Evet, ne değişmişti? Epey şey! Eskişehir'de ilk 11'de sahaya çıkan Hakan Balta, Sabri Sarıoğlu, Felipe Melo, Nordin Amrabat ve Didier Drogba bu kez sahada değildi. Bu beş oyunucunun yerine sahaya çıkanlar formayı daha fazla hakettiklerinin mesajını verdiler desek yalan olmaz.

Ya ikinci devre? Farklı mıydı? Özellikle ilk 10 dakika birinci devrenin kaldığı yerden devamı gibiydi... Gençlerbirliği ilk ciddi pozisyonunu 54. dakikada ve o pozisyonun devamında gelen kornerde buldu. Bu dakikadan sonra Ankara ekibine yavaş yavaş güven geldi, Tosic ve Tomic'le kanatları kullanmaya başladılar.

57. dakikada Galatasaray bence “enteresan”  iki değişikliğe gitti. Emre ve Sneijder yerlerini Umut ve Amrabat'a bıraktılar... 3 dakika sonra da Gençlerbirliği'nin sağ kanattan taşınan bir topla golü geldi. Golde Eboe'nin payı büyüktü. Hafif bir el temasıyla kendini yere bırakıp faul kapmaya çalıştı; kurnazlığın bedeli gol oldu.

60. dakikada Hamit de yerini Drogba'ya bırakınca Galatasaray, Eskişehir deplasmanındaki kadroya iyiden iyiye yaklaştı. Böyle bir seçimi anlamak mümkün değil. En azından ben anlayamadım. Nitekim, sonraki dakikalarda ilk devredeki müthiş boğucu takım gitti, yerine savruk ve umudunu şişirme toplara bağlamış bir takım geldi.

Gelelim Özgür Yankaya'ya... Maçın Gençlerbirliği tarafından kazanılabileceği ihtimali karşısında panikledi. Muhtemelen aklında gol pozisyonu ve Eboe'ye faul yapılıp yapılmadığı  kuşkusu vardı. Galatasaray'ı kurtarma çabasına girdi. Son zamanların en saçma penaltısını vermeden önce zaten olmadık faul düdükleriyle Gençlerbirliği'ni sıkıştırmaya başlamıştı. Yani, çarşambanın gelişi perşembeden belliydi. Gerçi ilahi adalet tecelli etti, Drogba penaltıyı kaçırdı. Ama insan yine de söylemeden edemiyor. Yani Özgür Yankaya gibi hakemlere... Büyük takımlardan bu kadar korkuyorsunuz, neden hâlâ düdük çalmakta ısrar ediyorsunuz? Yazık.

Bitirirken bir noktaya işaret etmek istiyorum. Hadi Sneijder neyse... Melo ve Engin Baytar'ın çok kötü performans gösterdiği koşullarda böyle bir transfer olabilir. Lakin bu Drogba işi, yani futboldan anlamadığı her halinden belli Başkan'ın çilek merakı, Fatih Terim'in pişirdiği aşa su katmak oldu. Takımın, ya da en azınan bazı oyuncuların maneviyatı eni konu bozulmuş. Umut Bulut'a dikkat ettiniz mi, misafir oyuncu gibi... Ne kendine güveni kalmış ne morali...

Sonuç olarak Galatasaray'ın özellikle ilk devredeki oyununa bakınca, bu maçtan puansız ayrılmaları bir futbol mucizesine bağlıydı. Üç top direkten döndü, altı  pasta yüzde yüzlük üç ya da dört pozisyon kaçtı; ve mucize gerçekleşti.