Yıldız oyuncu teknik direktöre karşı
Adnan Bostancıoğlu
Adnan Bostancıoğlu
Tüm YazılarıFutbolla ilişkisi fanatik bağlılıkların ötesinde olanlar için spor basını genellikle ‘kuşkuyla' yaklaşılması gereken bir alandır. Yapılan haberler –en hafif deyimiyle- abartılıdır!
Futbolla ilişkisi fanatik bağlılıkların ötesinde olanlar için spor basını genellikle ‘kuşkuyla' yaklaşılması gereken bir alandır. Yapılan haberler –en hafif deyimiyle- abartılıdır!
Spor sayfalarında Türkiye'ye geleli henüz birkaç ay olmuş yabancı bir oyuncunun, bir maçın devre arasında soyunma odasında arkadaşlarına hitaben yaptığı bir konuşmanın ‘haberini' okuyabilirsiniz, örneğin... Üstelik "Türk futbol kültürünün" en bilinen sözcükleriyle yapılmış bir konuşma... İlk yarıda işler kötü gidince söz konusu yabancı oyuncu takım arkadaşlarına aşağı yukarı şöyle der: "Arkadaşlar kendinize gelin! Formamızın hakkını vermek zorundayız. Herşey bir yana, bu muhteşem taraftara karşı sorumluluğumuz var!"
Sonra takım ikinci yarıya "bambaşka bir hüvviyetle çıkar". Takır takır top oynar ve sahadan galibiyetle ayrılır. Başarının ardındaki en büyük saik soyunma odasında yapıldığı iddia edilen o konuşmadır.
Bu ve benzeri ‘haber'lere hepimiz rastlamışızdır, gazetelerin spor sayfalarında... Böyle bir hadisenin neden ‘fazlasıyla kuşku verici' olduğunu yazmaya herhalde gerek yok. Zira, ‘haber'in tuttuğunuz her unsuru elinizde kalmaya namzet.
Spor basını da içinde yer aldığı sektörde yaşanan amansız rekabet mücadelesinin bir parçası. Daha çok satmak zorundasın. Daha çok izlenmek... Dolayısıyla müşteriye ‘olanı' anlatmaktan çok, onun ‘olmasını istediği şeyi' anlatmak daha baskın bir tutum oluyor. Taraftarın çok şey beklediği yabancı oyuncunun "devre arasında yaptığı konuşmayla takımı şöyle bir sarsması" gibi!
Bu işleri yapan arkadaşları suçlamıyorum. Dedim ya, ekmek kavgası! Bu ülkede (hatta birçok ülkede) iş futbol olduğu zaman en az satan şey, "kuru ve sıkıcı" gerçekler!Spor basınının önemli satış malzemelerinden biri de, son dönemde Kocaman-Alex örneğinde gördüğümüz gibi teknik direktörle yıldız oyuncu arasında yaşanan ‘gerilim'. Böyle bir gerilim yoktur, demiyorum. Büyük ihtimalle bir sorun var. Ama yapılan her açıklamanın, söylenen her sözün "aslında neyi ima ettiğine" dair metin altı okumaları, bir kez daha inandırıcılık sorunu ile karşı karşıya kalmamıza sebep oluyor.
Alex'in futbol zekası ve teknik becerileri tartışma dışı bir konu. Taraftarı mest eden yanı da bu. Ama tribündeki insanların gönlünü çelen bu özellikler bir teknik adam için ne kadar ikna edicidir? Buna cevap vermek o kadar kolay değil. Tamam, bazı temel prensipleriniz, yerleşmiş bir oyun anlayışınız vardır ama öte yandan her maç, her rakip farklı taktik varyasyonları gerekli kılabilir. Söz gelimi, savunma gereklerinin öne çıktığı maçlarda, teknik özellikleri yüksek ama mücadele ve defansif yanı eksik oyuncular alternetif maliyete sebep olabilir. Böyle durumları, takımdan birinci dereceden sorumlu kişinin biz basit futbol izleyicilerinden daha iyi hesap edebileceğini unutmamak lazım. Elbette onlar da hata yapıyor; bazen evdeki hesap çarşıya uymuyor vb ama bizim için eğlence unsuru olan şey, onlar için bir tür varoluş hali. Hâl böyle olunca, bu işleri bizden daha az önemsediklerini, daha az muhakeme ettiklerini düşünmek, saçma olur.
Fenerbahçe'nin Kasımpaşa maçındaki farklı galibiyeti ve Alex'in performansı tartışmaya yeni boyutlar getirecek gibi... Aykut Kocaman'ın işi zor. Alex'le devam etse, "Hoca sonunda doğruyu gördü, dediğimize geldi" gibisinden aslında hiç de şık olmayan bilmişliklere muhatap olacak. Oluyor da... Alex'in yerine başka bir seçeneğin daha faydalı olacağını düşündüğü bir maçın ardından başarısız olursa, bu defa da "meseleyi kişiselleştirdiği ve yanlış tercihleriyle yenilgiyi hazırladığı" söylenecek.Herşeye rağmen, Aykut Kocaman'ın ‘tezvirat' karşısında gerilemeyecek kadar sağlam bir şahsiyet olduğunu biliyoruz. Bu bile bir teselli.