Yukarı Çık

Beyin

Barış Gerçeker

Barış Gerçeker

Tüm Yazıları
E-Posta Adresi[email protected]

Oyunun iki yönünü de oynayan kanatlar, oyunun iki yönünü de oynayan orta saha oyuncuları isteye isteye özel yetenekleri, 'Vay canına' dedirten paslar, şutlar çıkartan beyinleri eskittik.

Bu yazıyı yazmaya başladığım an itibariyle 11 tane maç izledik Dünya Kupası'nda. Futbol adına doyurmaya en yaklaşan maç Almanya'nın Avustralya'yı 4-0 yendiği maç oldu. Peki neden böyle?

Pek çok sebep sayılabilir bunun için. Akla ilk gelen 'Durun daha yeni başladı' olabilir. Genelde böyle büyük turnuvalar fırtına gibi başlamaz. Güney Afrika Cumhuriyeti dışındaki Afrika takımları için bile aynı kıta olmasına rağmen farklı bir coğrafya kupanın yapıldığı yer. Hani bizim Eskişehir'den birisinin sırf Asya'da ikamet ediyor diye Çin'de, Sibirya'da, Bering Boğazı'nın doğu yakasında kendini evinde hissetmesini beklemek gibi olur Gana, Nijerya, Kamerunlu birinin kendini evinde hissetmesini beklemek. Buna bir de Okyanusya, Avrupa ve Amerika takımlarını ekleyin. Zor iş.

Bir ikincisi Jabulani. Sadece kalecilerin korkulu rüyası değil, savunmaların ve forvetlerin de kabusu. Aletli jimnastikteki o porselen görünümlü toplara benziyor. Her an birisi kenara gelip “Abi şunun havasını biraz indirsek” diyecekmiş gibi. Nasıl bir sekmek sekiyor belli değil. Green ve Chaouchi'nin yediği gollerin kabahatini topa bulmak bence biraz fazla. İkisi de temel kalecilik hataları bana göre. Green'in duruşu başlı başına yanlış, Chaouchi ise “Kaleciler için en tehlikeli top önlerinde seken toplardır” klişesinin kurbanı. Daha ziyade uzun toplar ilginç işlere gebe oluyor bu topla. Forvetler için kontrol etmesi zor ama çok sekmesiyle de savunmalar için de kesmesi bir o kadar zor.

Benim için belki bu yukarıdaki ikiliden daha önce geleni Vuvuzela. Aklıma 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'nda salonları “Alın bakalım, bu da bizim kültürümüz” diyerek binlerce zurnayla doldurmak gibi haince intikam planları yapmak getiriyor. Sanırsınız plastik Afrika'da icat oldu, madem sahiplendiniz bari orijinali bambu mudur, ahşap mıdır nedir, onunla çalın. Belki sesi daha dayanılır bir şey olur. Kıta sakinlerinin bunu sahiplenmesini bir nebze anlıyorum da, televizyon görüntülerindeki, kulağına tıkaç tıkamış Fransızlar'ın, Amerikalılar'ın da o boruyu üflemekteki iştahı enteresan. Ağız kısmına tadı güzel bir şeyler mi sürüyorlar acaba?

Gürültüsünü geçtim (yalan, nereye geçiyorsun!), maçla ilgili heyecana dair ne varsa öldürüyor o arı kovanı sesi. Bir takım hücuma kalkıyor, istiyorsun ki tribünden uğultu yükselsin, yok. Hakem tartışmalı bir düdük çalıyor, istiyorsun ki tribün hakemin üstüne insin, yok. Gol oluyor, yok, gol kaçıyor yok. Zooooooooooort diye bir nota icat etmişler, takılıyorlar. Sahadaki oyuncuların psikolojisine de etki ediyor olabilir, verdiği bezginlik ve bıkkınlık sahada top oynama şevkini bile kırıyor olabilir. Dünyanın dört bir yanından yasaklayın talepleri gelirken oyuncuların bu konuya henüz değinmemiş olmaları enteresan. Blatter korkusu herhalde.

Parlak futbol oynaması beklenen takımlardan sadece Arjantin ve İngiltere'nin sahne almış olması da bugüne kadarki sönüklüğün etkenlerinden. Fransa kadrosu nedeniyle ön plana çıksa da onlardan bu turnuvada güzel futbol ve başarı bekleyenler az. Almanlar ise en genç kadrolarından biriyle gelmeleri nedeniyle o parıltının beklendiği takımlardan değilken o resitali sergiledi. Hollanda total futbol aşıklarının favorisi ama Brezilya'nın, İspanya'nın beklendiği kadar iştahla beklendiklerini düşünmüyorum. Tabi bir de Cristiano Ronaldo'lu Portekiz var ve o ölüm grubunun diğer merakla beklenen takımı Fildişi Sahili. Uzun lafın kısası bütün esas oğlanlar sahaya çıkmadan yorum yapmak doğru değil. Kupa asıl grup maçlarından sonra ivme kazanacaktır.

Yazıya başlık olan konuya ise en sonda değineceğim. Yukarıda yazdığım, futbolseverlerin parlak futbol oynadığı takımlara bakınca bu takımların hepsinin iyi kötü birer yıldız barındırdıklarını söylemek mümkün. Neredeyse tüm hücum hattıyla Arjantin, Rooney ve orta saha virtüözleriyle İngiltere bu takımlardan sadece ikisiydi. Daha Kaka'yı, Cristiano Ronaldo'yu, düzelebilirse Drogba'yı, Xavi, Iniesta, Torres, Villa, Fabregas'ıyla İspanya'yı seyretmedik. Bu oyuncuların ve takımlarının da ilk maçlarda çok parlamaması tabi ki olasılık içinde. Ama umudu kesmemek için de önemliler.

Bu yıldız isimlerin anlattığı başka bir şey daha var aslında, hemen herkesin takım olarak bir favorisi olsa da diğer maçları izletenler bu yıldızlar. Slovenya–Cezayir maçının sizi ekran başına çekebilmesi için gerçekten uslanmaz bir futbol aşığı olmanız lazım, veya Pazar Pazar yapacak daha iyi hiçbir şeyiniz olmaması. İşin bu noktasında bizim kendi ligimize gelen 'Tek oyuncuya dayalı' olmak üzerinden yapılan eleştiriler geliyor aklıma. Tabii ki bizim kendi ligimize bakış açımız, katılamadığımız bir Dünya Kupası'na bakışımızla aynı değil. Ama hadise 'futbolsever', hatta 'sporsever' olmaksa, böyle bireysel katkıda bulunan isimlerin varlığı tukaka edilecek bir şey olmaktan çıkmalı.

Bugüne kadar sahneye çıkan Afrika takımlarına bakın. Latin Amerikalı olmalarıyla kıvrak olmalarını beklediğiniz Meksika, Uruguay gibi takımlara bakın. Makina nizamına yaklaşmasına rağmen Donovan dışında aşırı düz kalan Amerika Birleşik Devletleri'ne, önemli bir kısmı dünya futbolunun lig anlamında zirvesinde sayılan Premiership'te oynayan Avustralya'ya bakın. Her birinde maçın gidişatını değiştirmek için devreye girecek, kritik yerde olmadık bir çalım, inanılmaz bir pas atıp oyunun seyrini değiştirecek oyuncu eksikliği görebilirsiniz.

Uruguay örneğin, çok sağlam bir geri üçlü ve çok iyi bir ileri ikilinin arasına doldurduğu beş kişilik orta sahasıyla Forlan ve Suarez'e pozisyon yaratabilmekten uzak kaldılar. Gana en az kendisi kadar sert Sırbistan'ı yenerken hep ceza sahası yakınında asıl fark yaratacak pasları vermeyi becerememesine rağmen kazandı. Nijerya özellikle ikinci yarıda oyundan düşen Arjantin'i yeterince sıkıntıya sokamadı. Paraguay İtalya'dan beraberliği kopartırken Gana ve Nijerya'yla aynı sıkıntının kurbanıydı; pas zekası. Afrika takımları hep fizik güçleriyle ön plana çıkıyor olsalar da Mosheou, Okocha gibi isimlerin de bu kıtadan çıktığını unutmamak lazım.

Oyunun iki yönünü de oynayan kanatlar, oyunun iki yönünü de oynayan orta saha oyuncuları isteye isteye özel yetenekleri, 'Vay canına' dedirten paslar, şutlar çıkartan beyinleri eskittik. 'Günümüz futbolu' diye diye evden çıkıp bir an önce işe gitmek isteyen makine düzenimize futbolu da alet ettik sanki. Şimdi de ağlıyoruz 'Güzel futbol nerede' diye. Yazık mı ettik, ne dersiniz?