Yukarı Çık

Bir dirhem et bin ayıp örter

Barış Gerçeker

Barış Gerçeker

Tüm Yazıları
E-Posta Adresi[email protected]

Sık sık taraftarı ve onun anlık, düşünmeden sergilediği reflekslerdeki fevriliği tukaka eden yorumcuların o taraftarlardan farkı olmaz.

Bu atasözü nedeniyledir ki, Türk erkeği hafif balık eti hatun sever. Eh, genetik altyapısıyla buna yönelik kimi defoları olan Türk kadınının da işine gelir, tam bir kazan-kazan durumu yani.

Spora bakışın sadece taraftarlık üzerinden olduğu bir ülkede de benzeri şeyi skor için söylemek mümkün. Çünkü bizdeki taraftarlık da aslında kelime anlamıyla taraftarlık değil. Doğru kelime tarafgirlik. Bizdeki taraftarlık bu yüzden çoğunlukla kazanmak üzerine kurulu. İngiltere'de küme düşmesi kesinleşen takımın son hafta maçının dolmasını bu yüzden anlamamız zor. Hele ki o dolu stadın o maçı da kaybeden takımı alkışlarla soyunma odasına göndermesini anlamamız iyice zor. Ha, İngiltere'deki taraftarlığın bu denli övülmesi de abes bir noktadan sonra, yani bizim için doğru karşılaştırma orası değil. Ama yine de “Öylesi de var” diyebilmek adına da bir kenarda durabilmeli.

Bu yukarıda söylediklerim yüzünden de bu ülkede o çok sevilen ve hep “başkaları” için kullanılan o tabir geçerliliğini kaybetmez; skor taraftarlığı/yazarlığı. Kazanırken herşey iyidir, kaybederken kötü. Her sezonun ilave iddialara gereksinim duyulmaksızın dört tane şampiyonluk favorisi varken de, işlerin iyi gidip gitmediğinin ölçeği beşinci haftadan sonra puan tablosundan okunmaya çalışılıyor.

Geçen sezonun şampiyonu Bursaspor kadrosunu güçlendirdi. Önemli oyuncularından hiçbirini kaybetmediği gibi yabancı oyuncularda genişlemeyi seçti. Avrupa seviyesinde kırılgan kalması olası olsa da yerel ligde epeyi iş yapabilecek Insua'yı kadrosuna kattı. Ama asıl dikkat çeken isim Nunez. Puan durumu da “Bursa'da işler yolunda” (=bir dirhem et) dedirtiyor. Peki öyle mi? Valencia maçı? O olur (=bin ayıp)... İlk maç, heyecan vs. Pekala.

İkinci sırada Beşiktaş var. Beşiktaş'ta işler yolunda mı? Tabi ki yolunda, 6 maçta puan kaybı sadece 5. Takımın hücum hattıyla savunma hattı kopuk ama olsun. Takım sürekli olarak gol bulmak için çeşitli yollar deniyor, bunun için her türlü kilidi açabilecek iki tane maymuncuğu var; Q7 ve Guti. Bunlara Türkiye'nin en iyi ve komple orta saha oyuncusu olan Ernst de fantastik paslarıyla eklenince Beşiktaş çok iyi hücum eden ve sürekli sahada “Şimdi ne olacak” sorusu sorduran bir takım oldu. Ancak siyah-beyazlıların savunma ve kale problemleri sürüyor. Şu anki ikincilik (=bir dirhem et) savunma zaafını (=bin ayıp) örtüyor.

Sürekli olarak kadrosundan şikayetçi olan Galatasaray, geç transferlerle de olsa takımı takviye edene kadar, sakatlıklardan da çeken kadrosuyla lige 2 yenilgiyle başladı. Sonrasında iki galibiyet, iki galibiyet daha, (=bir dirhem et) takvimlerde sonbahar başlarken bahar rüzgarları esmeye başladı. Galatasaray'ın hala Rijkaard'ın oynamak istediği sistemle elindeki kadro arasında faz farkı var, savunma ve orta saha problemleri sürüyor (=bin ayıp) ama olsun, lige ortak olundu.

Ve Fenerbahçe. Seyircisiz maçta 4-0'la sezona başlayan, ikinci hafta Trabzon deplasmanından puansız dönen, dönüşte yine 4 gollü bir galibiyet bulan, arkasından bu sefer Kayseri deplasmanında futbol adına hiçbir şey sergileyemeden yenilen sarı-lacivertliler, evlerindeki derbide klasik Beşiktaş maçı kabiliyetsizliğinin kurbanı oldu. Eh, Young Boys ve PAOK gibi kalibresinin çok altında iki takıma da elenmişti, Alex krizi vardı, Aykut Kocaman sistemde kararsızdı, vesaire vesaireydi.
 
Fenerbahçe, her zaman kendisine acı sürprizler çıkartan Yılmaz Vural'ın takımına, fikstürün ilerleyen haftalarında bir sürpriz olmazsa veda ettiği Ali Sami Yen Stadı'nda 6 gol attı (=bir dirhem et). İki de gol yedi, savunmada ciddi alarmlar verdi (=bin ayıp) ama olsun.

Olsun mu?

Kadro yapısı nedeniyle bir türlü oturtamadığı akordu, Fenerbahçe'ye sürekli dengesiz bir orta saha ve geri dörtlü kurgusu bırakıyor. Taktik diziliş ikileminde ne yardan ne serden geçen Aykut Kocaman'ın Alex'e bulamadığı çareyle yaptığı katkı da, orta ikiliyle stoper çiftinin sürekli birbirini kovaladığı durumlar yaratıyor.

Dün akşam Dia'nın aşırı deliciliği ve Alex'in özlenen günlerine dönüş sinyalleri vermesi Honved deplasmanından bu yana hat-trick görmeyen taraftarın bunu Niang'la yaşaması çok dirhem et oldu Fenerbahçe'de. Buna rağmen sağda solda “6 gol aldatmasın, Fenerbahçe'nin durumu iyi değil” yorumları okumak mümkün. Altıncı hafta sonunda, altı gol attığı maçtan sonra ligde altıncı sırada Fenerbahçe. “When we look at the tabela...” durum çok parlak değil yani hala.

Oysa dün attıklarından bir tanesini Beşiktaş maçında, bir tanesini Trabzon maçında bulabilmiş olsaydı yine daha iyi oynamış olmayacaktı ama 14 puanla ikinci sırada olabilecekti Fenerbahçe. O zaman bin değilse de bir kaç yüz ayıbı örtülebilirdi belki.

Taraftarın sahada oynanan oyuna bakıp, kimi şeylerden memnun olmaması mümkündür. Taraftar süreci pek değerlendirmez çünkü, resmi çeker, çıkan fotoğrafta kendini beğenmezse “Olmamış” der, geçer. Bir kaç vasat üstü fotoğraf sonrasında ise fon kötü olsa bile kendisi yakışıklı çıkmışsa makineyi beğenmeye başlar.

Spor yorumcularına ise bunun tersi düşer. Onların süreci değerlendirip, filmi bazen biraz geriye sarmaları, bazense ileriye ışık tutmaları gerekir. “Normalde hiç pres yapmayan Alex'in kaptığı topla gol yiyen Kasımpaşa” diyen bir yorumcunun mesela derdi futbol yorumlamak değildir, onun derdi haklı çıkmaktır sadece. Seyrettiği, yorumladığı şeyden keyif alamıyordur. Veya yerli hocalara toz konduramayıp yabancı hocalara veryansın eden yorumcuların da en azından geriye dönük kimi günah çıkartmalara yeltenmeleri lazımdır ki samimiyetleri pekişsin. Onun ötesinde sık sık taraftarı ve onun anlık, düşünmeden sergilediği reflekslerdeki fevriliği tukaka eden yorumcuların o taraftarlardan farkı olmaz.
 
Üstelik onların ayıplarını örtmeleri için dirhem dirhem et toplayabilecekleri yeşil sahaları da yok artık. Gerçi hepsi kilolarına kilo ekliyorlar ama...