Barış Gerçeker
Tüm YazılarıÇok uzun zamandır geldi geliyor denilen, "UEFA sopası" denildiğinde asıl akla gelmesi gereken Financial Fair Play (FFP; Türkçe'ye çevirmek için zorlayacaksak kısaltması sakıncalı bir şekilde MAO olan ‘mâli adil oyun’), önce Beşiktaş’ın, arkasından da Bursaspor ve Gaziantepspor’un UEFA’nın turnuvalarından men kararıyla ülke gündeminde elle tutulur hal aldı.
Çok uzun zamandır geldi geliyor denilen, “UEFA sopası” denildiğinde asıl akla gelmesi gereken Financial Fair Play (FFP; Türkçe'ye çevirmek için zorlayacaksak kısaltması sakıncalı bir şekilde MAO olan ‘mâli adil oyun'), önce Beşiktaş'ın, arkasından da Bursaspor ve Gaziantepspor'un UEFA'nın turnuvalarından men kararıyla ülke gündeminde elle tutulur hal aldı.
UEFA'nın sitesine de koyduğu konuya dair belgede birinci bölüm, ikinci kısım, birinci madde, a fıkrası diyor ki;
“...bu düzenlemeler Avrupa futbolunun tüm yönleriyle standartlarının sürekli olarak iyileştirilmesi ve her kulüpte genç oyuncuların yetiştirilmesi ve bakımını sağlamak içindir...”
Yani altyapıyla yapıyor girizgahı. Biraz sonrasında ise baklayı ağzından çıkarıyor;
“...kulüplerin ekonomik ve mâli yetkinliklerini iyileştirmek, şeffaflıklarını ve güvenilirliklerini arttırmak, kulüplerin oyuncularına, kamusal/vergi otoritelerine ve diğer kulüplere olan borçlarını çözüme ulaştırmalarıyla alacaklıların korunmasına gerekli önemi vermek...”
Diyor ki “Paradan haber ver...” Tabii ki bu ikisiyle kalmıyor, kulüp yönetimlerinde yetkin kişilerin, yeterli sayıda istihdam edilmesiyle kulüplerin kurumsal açıdan kararlı şekilde yönetilebilmesi için personel sayısı ve yeterlilikleriyle de ilgileniyor.
UEFA kendi kurallarını bu belge içerisinde bölümler halinde, net ve olabildiğince açık dilde belirtip bunların sağlanmasıyla ilgili sorumluluğu lisansörlere veriyor. Lisansör tanımı ise en kaba haliyle federasyonlar. Ancak liglerin organizasyonu ayrı yürütülüyorsa (İngiltere'de olduğu gibi) ona da delege edilebiliyor bunun sorumlulukları, ama hesap verecek kurum yine federasyon oluyor.
UEFA'nın gereklilikleri saydığı kısımda ilginç bir kısım dikkatimi çekti ki, o da şu; UEFA diyor ki, bir federasyonun lisanslamayla ilgili işleriyle ilgilenen personelden kimsenin lisanslama için değerlendirmeye aldığı kulüp üzerinden çıkar çatışması olmamalı, kendisinin veya ailesinin söz konusu lisans başvurusu yapan kulübün üyesi, hissedarı, iş ortağı, sponsoru veya danışmanı olmamalı.
Nasıl bulunur da sağlanır, ne zaman kulüpler lisanslama komitesindeki isimlerin finansal geçmişlerini, kulüp üyeliklerini ve/veya hissedarlıklarını kurcalamaya başlar, ilk sorunda görürüz herhalde!
Lisanslama senelik olarak tekrarlanacak, belirgin takvimi ve belgeleri olan bir süreçten ibaret olacak. Alt liglerden UEFA turnuvalarına katılmaya hak kazanan ancak alt ligden geldiği için rutin lisanslamaya tâbi olmayan kulüplerin istisnai olarak turnuvalara katılımına izin verilmesi söz konusu. Zor ama imkansız değil yani.
Kulüplerin genç oyuncu gelişim programları olması gerekiyor FFP'ye göre. Bunu organizasyonel şekilde irdeletiyor UEFA federasyonlara. Bir toprak saha, bir kurt hoca ve bir grup hevesli çocuk diye kestirip atamıyorsunuz, şartları var. Belirgin bir organizasyon şeması istiyor örneğin. Tesis, tıbbi ekip, bütçe, yaşlara göre ayrı programlar, oyun kuralları konusunda ve doping karşıtı eğitim talep ediyor. Bütün bunları talep ederken bu altyapı programının çocukların normal okul hayatını etkilememesi için de hassasiyet istiyor. Çok düşünceli.
Sonrasında sıralıyor, lisan için başvuran kulüpler şunlara sahip olmalı:
15 – 21 yaş arasında en az iki takım olmalı altyapınızda. 10 – 14 yaş aralığında da en az bir takımınız, 10 yaş altı için de en az bir takımınız olmalı. U-10 hariç, geri kalanlar kendi yaş grupları için planlanmış ulusal, bölgesel veya yerel bir organizasyonda mücadele etmeli. 10 yaş üstü takımlarınızın oyuncuları federasyonlarından lisanslı olmalı.
Federasyonların oyun kurallarıyla ilgili verdiği brifinglere kaptan veya kaptan yardımcısı ile teknik direktör veya teknik direktör yardımcısıyla katılım göstermeli.
Federasyonların yürürlüğe koyduğu ırkçılık karşıtı düzenlemelere riayet etmeli.
UEFA standartlarında stadı olmalı, o stadın sahibi değilse sahibiyle yazılı anlaşması olmalı.Sene boyunca kullanılabilen antrenman tesisleri olmalı ve o tesisler gereği durumunda alt yaş grubu takımları tarafından da kullanılabilir olmalı, açık ve kapalı idman alanları, soyunma odaları ve sağlık odaları olmalı.
Sonrasında personel; yeterli idari personel olmalı. O personel için yeterli büro alanı olmalı. En azından telefon, faks ve email erişimi olmalı (şaka değil, bu aynen yazıyor).
Finans memuru olmalı, tabii ki ilgili alanda diplomalı olmalı. Medya sorumlusu olmalı, tabii ki ilgili alanda diplomalı olmalı. Doktoru olmalı. Fizyoterapisti olmalı. Güvenlik memuru olmalı. Stat güvenliğinden sorumlu güvenlik görevlileri olmalı. Ve benim için en önemlilerinden biri; taraftarla ilişkiler sorumlusu olmalı ve bu sorumlu stat işleri ve güvenlikle ilgili toplantılara katılmalı.
Teknik ekibe geçiyor. Teknik direktör, teknik direktör yardımcısı, altyapı gelişim koordinatörü, altyapı teknik direktörleri diye işin futbola yakın kısmıyla devam ediyor. Tüm bunlarla ilgili gereklilik, yeterlilik ve düzenlemeleri anlatan prosedürün yazılı olmasını istiyor. Lisanslama dönemi içinde, bu personelle ilgili bir boşluk oluşması halinde ilgili boşluğun en fazla 60 gün içerisinde doldurulmasını talep ediyor. Bu boşluğa bir sakatlık veya hastalığın yol açması durumunda 60 günlük ek süre veriyor (ince detaylar).
Buraya kadarki kısımlar, bizim mevcut futbol takımlarımızın iyi kötü sağlayabileceğini düşündüğünüz şeyler olabilir. Altyapı, personel, tesis, teknik kadro vesaire. Buradan sonrası biraz sarpa sarıyor gibi.
UEFA'nın FFP namına kulüplerden talep ettiği asıl MÂLİ kısımdaki şeffaflık bizim kağıt üzerinde bir fili ipte yürüten yöneticilik tarzımızla nasıl örtüşecek? Şirketleşmemiş kulüplerin hesaplarının incelenmesi nasıl gerçekleştirilecek? Çünkü UEFA net bir şekilde şunu diyor; benim turnuvalarımda oynamak için lisans başvurusu yapıyorsan bana veya benim atayacağım finansal denetleme kurumuna sorulacak her türlü finansal bilgiyi verebilecek şeffaflığa sahip olmalısın. Dernekler yasasına tâbi kulüplerimiz için enteresan bir durum bu. Bütün kontrattan veya yasadan kaynaklanan tazminat, oyuncu alış/satışlarından gelen veya giden para, gişe gelirlerinden sağlanan hasılat defterlerde açık ve net bulunmalı diyor.
Gişe hasılatı demişken, memlekette Süper Lig'de oynayan takımların her maç kaç kişiye oynadığının ve kazanılan hasılatın bilgisini bir yerlerde görmüşlüğünüz var mı? Yok mu? Çok şeffafız da ondan herhalde.
UEFA bu finansal takip için yıllık raporlama istiyor. Bilanço, kâr/zarar tablosu, nakit akış beyanı ve yönetim eliyle finansal öngörü talep ediyor. Şayet bir sonraki lisanslama döneminde, bir önceki cümlede belirttiğim konularda lisanslamaya aykırı durum mevcutsa, gelecek denetçiye bunların durumuyla ilgili değerlendirme sunmak durumunda.
Lisanslama başvurusu öncesindeki 31 Mart itibariyle, bir önceki 31 Aralık'tan öncesine ait bir transfer borcu bulunmaması gerekiyor kulüplerin başka kulüplere, çalışanlarına (tabii ki oyuncular dahil!), vergi otoritelerine. Üç ay gecikebilirsin en fazla diyor yani, yoksa yandın.
Başvuruda sunum yapılıyor otoriteye ve bu sunumun parçası olarak ileriye dönük planlamayı da sunmanız gerekiyor. İlgili denetçi bir önceki finansal döneme göre gerileme, kötüleme görürse bununla ilgili harekete geçebiliyor otoriteler.
Bu noktadan sonra, şartları sağlayan kulüpleri yerel federasyonlar lisanslıyor ve lisanlı kulüp listesini UEFA'ya iletiyor. Burada bitmiyor, UEFA yıl boyunca “izleme” yapıyor. Bu izleme sürecinde UEFA'nın, federasyonların ve kulüplerin iletişim ve şeffaflığı koruması esas.
Ve zurnanın zırt dediği yer; denk bütçe. UEFA gişe gelirleri, yayın haklarından gelen gelirler, sponsorluk ve reklam gelirleri, ticari aktivitelerden elde edilen gelirler, ve oyuncu satışı, kiralaması gibi gelir kalemleriyle sabit varlıklardan gelen gelirlerin tamamını gelir kalemi olarak sayıyor. Bünyesinde futbol dışı branşlar barındıran kulüplerin bu branşlardan elde ettiği gelirleri ise doğal olarak dahil etmiyor. Gider kalemleri ise satış giderleri, çalışan ücretleri ve yan hakları, oyuncu ruhsatlama amortisman giderleri, finans giderleri ve kâr payları. Altyapı gelişim etkinlikleri, toplumsal gelişim aktiviteleri, maddi duran varlık inşaatlarına doğrudan ilişkin giderler ve vergi harcamalarını içermiyor.
Denklikteki sapmanın 5 milyon Euro'dan fazla olmasına izin verilmiyor. Ayrıca yıllık finansal durum raporlaması toplam gelirlerin %70'inden fazlasının çalışanlara (yine tabii oyuncular ve teknik kadro dahil!) ödenmesi durumunda ve net borcun toplam gelirin %100'ünü aşması durumunda Kulüp Finansal Kontrol Paneli denilen takipten sorumlu kurum kulüplerden durumun açıklanması için ek belge talep edebiliyor. Ki bu kötü haber demek.
Kulüpler ayrıca lisanslama dönemlerinin sonunda, o dönemin sonundaki 30 Haziran'a kadar kulüplere ödenmemiş transfer borcuna sahip olamazlar (burada muhtemelen taksitlendirilmiş borçlar vadesi kapsamında değerlendiriliyor). Bütün bu süreçler içerisinde kulübün mâli yapısını değiştirebilecek her türlü olayı kulüpler hem federasyonlarına hem de UEFA'ya bildirmek zorunda. Kulüplerin yükümlüklerinden kaçmak için şirket devretme, kulüp tabelası değiştirme, sahte bina taşınmalarıyla başka kulüp içine hülle yoluyla devrolması gibi durumlara tabii ki müsamaha gösterilmiyor. Hinlikler öngörülmüş ve önlemler alınmış. Tabii henüz bizimkilerin neler düşüneceğini görmedik!
Ve son olarak, UEFA veya onun ilgili birimleri FFP şartlarına dair denetleme yapma veya yaptırma hakkına sahip.
Bizim kulüplerimizin “denetlenebilirliği” en büyük problem bana göre şu anda. Kısa ve orta vadede çözülmesi için tüm kulüpleri defterleri tamamen şeffaf birer şirkete dönüştürmek de kolay iş değil.
FFP kapsamında onlarca, yüzlerce şey istiyor UEFA. Hepsi futbolun “düzgün” devam edebilmesi için, kimse aksini iddia edemez. Düzgün oyuncu altyapın olsun, tesisin olsun, yetkin idari ve teknik personelin olsun ve finansal açıdan bu düzeni bozmadan, kâr etmiyorsan bile zarar etmeden, herkesin hak ettiği ücretleri ödeyerek yolunda ilerle diyor. İyi diyor hoş diyor.
Beşiktaş, Bursaspor ve Gaziantepspor'u bunları yapamayan kulüpler olarak görüyor ve “Sen gelme” diyor. Ayıp ediyor. Neden ayıp ediyor, ona da geleceğim.
Beşiktaş'ın bir dönem dondurulup dondurulup çözdürülen oyuncu sözleşmeleriyle buzdolabına dönen kulüp kasasının ileriki vadede alacaklarına karşı gönderilen ancak alacakları da ödenmeyen yabancı oyuncular nedeniyle başının dertte olduğu bilinen bir gerçekti. Bu dünün haberi değil, Yıldırım Demirören yönetimi diyince akla gelen ilk şeylerden biri. Şaşırtıcı fiyatlara alınan ve neredeyse üstüne para verilip gönderilen oyuncular. “Üste para vermek” tabiri burada mecaz bile değil ne yazık ki. Ve o Demirören, Türkiye Futbol Federasyonu'muzun başkanı sıfatıyla, Mart ayında ülkemizde yapılan UEFA Kongresi'nde FFP konusuna değinerek bu projenin TFF'nin de öncelikleri arasında olduğunu belirtmiş. Bunu belirten kişinin bu anlattığımız Beşiktaş'ın eski başkanı olması, bugünki manzarada ironik, hatta komik. Olsun.
Bugün Fikret Orman var ve post-Demirören etkisinin camiasına verdiği olumlu havanın yanı sıra iyi kötü projeleri olan bir başkan portresi çizmekte. Giderleri kısmak adına kimi acı şurup da olsa aksiyonları var. Eskiden bilinen Beşiktaş'a doğru bir dönüşün mecburi sinyalleri gibi bazıları. Yakın çevremdeki Beşiktaşlılar mutlu ve umutlu ama yakın çevremdeki Beşiktaşlıların “Açın sol kanadı, Q7 geliyor” diyen Beşiktaşlıları temsil etmediğini de belirtmem lazım.
Beşiktaş sadece bir örnek bu üçlü içerisinde. UEFA bu konuda ülkemizden bu üç kulübe darbeyi indirdi, CAS süreçleri başladı. Bu kulüpler de ne idüğü belirsiz ülke menfaatleri için davalarını geri çekmezlerse onların davasının ne getireceğini zaman gösterir. Ülke futbolu adına, özellikle yabancı futbolcular gözünde ligin itibarı adına, “Yabancılarının paralarını ödemeyen kulüplerin olduğu lig” imajından kurtulmak adına, umarım hakları iade edilir ve lisanslama işlemleri gerçekleşir.
Avrupa kupalarına ortalama rutinde dört büyüklerle katıldığımız göz önüne alınırsa Fenerbahçe dışındaki kulüplerimizin de FFP gerekliliklerini sağlama konusunda durumlarının pek parlak olmadığını belirtmek lazım. Bugün Beşiktaş'a vuran piyangonun Galatasaray ve Trabzonspor'a vurmayacağının garantisi yok.
Gelelim UEFA'nın ayıbına. Tek tük örnekleri olsa da FFP kapsamında UEFA turnuvalarından ihraç edilen kulüplerin daha beteri kulüplerin lisans aldığı izlenimi kamuoyunda hakim. İspanyol kulüplerinin önemli borç batağında olduğu söyleniyor. Henüz FFP'yi uygulamaya almayan İngiliz liginde tamamı şirket olan kulüplerin futboldan anlamayan ve ona salt yatırım gözüyle bakan şımarık zenginlerin eline geçmeleri ve bu kulüplere FFP'nin izin vermediği türden nakit aktarılmasıyla Football Manager tarzı kadrolar kurulması ortadayken, mevcut durum “UEFA'nın gücü bize yetti” izlenimi bırakıyor ve bu izlenim çok haksız değil.
Yukarıda söylediğim gibi, UEFA'nın FFP'yle ilgili çizdiği örnek resim gerçekten ideal bir futbol dünyasının resmi. Ancak uygulama konusunda sergilediği ikiyüzlülük an itibariyle antipatik ve ileriye dönük uygulanabilirlikle ilgili dev bir soru işareti. Bunun için federasyonlara tanıdığı süre dolduğunda devlere uygulayacağı veya uygulayamayacağı yaptırımlar projenin gerçek mi yoksa arkasında kaza kurşununa uğramış gariban kulüpler bırakacak bir fantazi mi olacağını hepimiz göreceğiz. Bunun Avrupa futbolunda bir bölünme yaratacağı ve basketbolda zamanında ULEB şeklinde ortaya çıkan yapıya benzer oluşumlara yol açabileceği bile tahminler arasında.
Ben şahsen UEFA bunu kimsenin gözünün yaşına bakamadan uygulayabilsin isterim. Futbolla ilgili konuşuyor gözüktüğümüz ama oyunun kendisinden uzak pek çok şeyi hayatımızdan çıkartabilir çünkü. Mümkün mü? İyimser değilim.