Yukarı Çık

Kara İbrahim

Barış Gerçeker

Google'da NTV'yi tercih et

Barış Gerçeker

Tüm Yazıları
E-Posta Adresi[email protected]

300 gün geride kaldı. 3 Temmuz darbesinden bu yana geçen süre bir yıla yakınsadı. Çıka çıka, Pazar’ı Pazartesi’ne bağlayan gecenin köründe yayınlanan PFDK raporu çıktı.

300 gün geride kaldı. 3 Temmuz darbesinden bu yana geçen süre bir yıla yakınsadı. Çıka çıka, Pazar'ı Pazartesi'ne bağlayan gecenin köründe yayınlanan PFDK raporu çıktı.

Hani, Devekuşu Kabare'nin Yasaklar oyununda bir çocuk müsameresini çekilirken denetlemeye gelen sansür kurulunda, rahmetli Selim Naşit Özcan “Minik minik keelebek, uçmasın uçmasın” der ya, o hesap...

Meğer kimse yokmuş şike soruşturmasında, bir tek İbrahim Akın varmış. Sağ cebinden almış, sol cebine koyarken “Bu maçta iyi mi oynasam kötü mü oynasam” diye sormuş kendine. Al sana şike.

- Kara Murat hanginiz?
- Valla, Kara Murat kalmadı, İbrahim Akın verelim?

Dostlar alışverişte görsün diye kesilen başka cezalar da yok değil. “Tahkim indirir onları” diye de eminim. Ya PFDK ceza vermesini bilmiyor, ya tahkim “Bu sefer adamlar doğru ceza kesmiş” demeyi...

İşin geyik kısmını geçeyim, asıl kısmına döneyim. Ne demiştim; 300 günü geçtik. Kübler-Ross modeli diye de bilinen, benim Bucket List filmiyle öğrendiğim kederin beş aşaması (İnkar, Öfke, Pazarlık, Depresyon, Kabullenme) asla tamamlanmamıştı Fenerbahçe taraftarında, hâlâ da tamamlanmıyor. Zaman zaman dörde geçebildik ama o kadar. Ama geçerli sebeplerim vardı benim şahsen.

“Yok canım, yapmamışlardır öyle bir şey” (İNKAR) dedikten sonraki kirli bilgi bombardmanı ÖFKE aşamasını doğurdu; “Yapmışlar mı yoksa? Vay adiler, nasıl sürerler böyle bir lekeyi, lanet olsun”. Bir kısım PAZARLIĞA girişti; “Tamam, puan silinsin ama küme düşmeyelim, çok şartsa kupayı da verelim. Bir kısım bu aşamaya bile geçmedi, ÖFKEde kaldı.

Yönetim ise PAZARLIK aşamasına geçmekte vakit kaybetmedi. Öyle ya, onların taraftar refleksiyle davranmaları mümkün değildi. Ön planda onlar da İNKAR ve ÖFKE arasında gelgit yaparken biliniyordu ki kapalı kapılar ardında herkes elindekine bakıyordu. Kaç as var, kaç papaz. Kaç kart istesek...

Bir tek kişi PAZARLIK yapmamış gözüküyor, o da hâlâ içeride zaten.

Bir şeyi net söylemeliyim; ben azılı bir Aziz Yıldırım muhalifiyim. Bakın muhalifi-ydim de demiyorum, “Her şeyin bir zamanı var”cılardan olmadım, bugün dahi muhalifim kendisine. Yaptığı, yapmadığı pek çok şey var kulübe kayıplar yaşatan ve kazandırdıklarıyla da aklanmayan. Ama tutukluluk hali devam eden bir avuç adamın içinde kalan Aziz Yıldırım ilk gün ne diyor idiyse bugün de aynısını söylüyorsa bunu takdir ve tebrik etmek de herkesin boynunun borcudur.

Futbol pastasının peşinde koşanlar, öyle ya da böyle iplerini eline geçiremediği, pastanın en büyük paydaşı Fenerbahçe'ye kementi attığında, bugün bu noktada olunacağını bilseydi büyük olasılıkla bu işe hiç girişmezdi. Çünkü sepetteki diğer davalardaki gibi at koşturabileceklerini, üretilmiş delillerle ikna olmaya teşne herkesi kolayca kandırabileceklerini düşündüler, öyle olmadı. Minik minik yüzlerce avukat yarattılar. Hayatında adliyeden temiz kağıdı almak dışında hukukla işi olmayan kitle tapelere boğdu kendini, iddianame hatmetti. Hiç beklemedikleri bir bütünleşme gördüler karşılarında. Birbirinden pek çok şeyle ayrışan bir kitle onları görmezden gelip yanyana durmayı başardı.

Ve bir sonuca vardı; bu iş düzmece. Ucu açık ifadelerden anlamlar çıkarılmış, o anlamlar süslenmiş püslenmiş. Bazıları “Ya tutarsa” diyerek kopyala-yapıştır metoduyla birden çok maça bağlanmış. Kimsenin cebinden, kasasından bir maddi değer çıkıp el değiştirmemiş, başkasının cebine kasasına girmemiş. Girdi denilenler ya olmayan kızkardeşlere verilmiş, ya aslında bilet oldukları ortaya çıkmış, şehrin tüm idari ve mülki erkanının gözünün önünde.

Bu kadar tantanaya “Ya biz şansımızı denedik ama olmadı” demek mümkün olmayacağından ve herkesi mutlu etmek mümkün olmayacağından herkesi mutsuz etmek üzere bir sonuca varıldı. O da neresinden tutsan elinde kalan bir ceza metni. İki asbaşkanına alenen teşebbüste bulunmuş diyip hak mahrumiyeti cezaları kesen ama kulübü bundan ayıklayan bir ceza metnine ne denebilir ki? Herkesin “Başkanın haberi olmadan sinek bile uçamaz” dediği Fenerbahçe'de hele Aziz Yıldırım'ın teşebbüste bile bulunmadığı görüşünün ağır basmasına kaç puan?

Geçiniz. “Fenerbahçe için değiştiriliyor” izlenimi uyandırılarak TFF Olağanüstü Genel Kurulu'na taşınan ancak kimlerin “Evet” dediği belli olmayan 58. madde yine kapalı kapılar arkasında, kimlerin isteğiyle değiştirildi, yine belli değil. Şu anki görünüşte, evet, Fenerbahçe'yi kurtarıyor gözüküyor ancak itinayla iddianamenin ve soruşturmanın dışında bırakılan, o tapelere güvenilecekse en aleni şekilde teşvik girişiminde bulunan taraf olmasına rağmen davaya müdahil olmasına bile izin verilen bir diğer kulüp nasibini alıyormuş gibi yapılıyor ya, işte o çok enteresan.

Nitekim, Aziz Yıldırım bir kez daha Fenerbahçe Spor Kulübü'nü temsilen dün yaptığı açıklamada hem 58'in değişmesiyle ilgili, hem de cezalardaki yöneticileri hem bir birinden hem de kulüpten ayıklama hamlelerine tepki göstermiş durumda.

Ta, en başından beri bu delillerle, bu iddialarla ortaya çıkan davanın futbolu temizlemekle, şikeyle, şaibeyle alakası olmadığını söyledim. Bu bir operasyondu, bir darbe girişimiydi ve an itibariyle görünen manzara odur ki başarısızlığa uğradı.

Gerçi, herşeyi Kara İbrahim (İbrahim Akın) yaptığına göre, varsın bundan sonrasını da o düşünsün.