Yukarı Çık

Yerli Malı, Yurdun Malı - 2

Barış Gerçeker

Barış Gerçeker

Tüm Yazıları
E-Posta Adresi[email protected]

2009 aralık ayında “Yerli malı, yurdun malı” diye yazmışım.

2009 aralık ayında “Yerli malı, yurdun malı” diye yazmışım. O dönem dört takım haricinde yerli hocalar varmış kulüplerimizin başında, o dört yabancı da Daum, Rijkaard, Couceiro ve Doll. Bugün hiç biri yok. Kalan tek yabancı hoca şakır şakır Türkçe konuşan, bizden saydığımız Şota Arveladze.

Abdullah Avcı'yı örnek göstermişim dördüncü sezonunda diye, o dönem Kayserispor'u çalıştıran Tolunay Kafkas'tan bahsetmişim ve tabii ki Ertuğrul Sağlam'dan. Mehmet Özdilek ve Rıza Çalımbay'dan. Yaklaşık 1.5 senede iyi kötü bir istikrar var gibi. Mi?

En son gelişmeler Galatasaray'ın henüz mazbatasını almamış yönetiminin Fatih Terim'e teklif ilettiğini söylüyor. Terim'in hayır demeyeceği fısıldanıyor. Kimbilir, belki bu yazı yayına girene kadar Terim evet demiş olacak bile.

Yine bu yazının yazıldığı dakikalara denk gelen bir diğer haber de Beşiktaş'ın Schuster'den sonra ‘emanetçi' imajıyla takımı emanet etmiş gözüktüğü Tayfur Havutçu'yla 2+1 yıllık sözleşme yenilediği. Fenerbahçe ve Trabzonspor arasındaki şampiyonluk gerilimli günlere gündem mi istemiştiniz, buyrun.
Galatasaraylıların kafası karışık. İkinci Terim dönemi pek iyi hatırlanan bir dönem değil ancak Terim'in de Galatasaraylıların kalbindeki yeri başka. Peşinen olmaz, gelmesin diyemiyorlar, doğaldır. Bir camianın zirvesi o isimle yaşandı. Ancak Terim o zamandan bu zamana çok değişti. O ikinci dönemdeki başarısızlıkta Terim'e biçilmesi gereken pay da o değişimden kaynaklanıyordu. O değişim ki, milli takım döneminde de başına iş açan şey olmuştu; yaptıklarının bile önüne geçen egosu.

Fiorentina ve Milan maceralarıyla Çizme'de parlatmaya çalıştığı kariyeri kimilerine göre başarılı, kimilerine göre tutmamış bir aşı. Neticede o günlerden bugüne başarı yakalayarak sahnede yer almakta zorlandı. Milli takımımızla Avrupa Şampiyonası'nda yakalanan derecedeki payı bile epeyi sorgulandı. Bugün Hiddink dahi, hâlâ o günlerden kalan, Dünya Kupası elemelerinde de başımıza iş açan kaos ekolünün izlerini temizleyip ne yaptığı daha belirli bir milli takım kurmakta sıkıntı çekiyor.

Terim için Galatasaray'ın başına geçtiği zamanlama hem şans, hem şanssızlık. Şu anda Galatasaray ve Terim'in hedefleri kağıt üzerinde bire bir örtüşüyor; ikisi de eski günlerini arıyorlar. Galatasaray tarihinin en kötü sezonundan çıkıyor ve yeni stadının bile keyfini sürebilmiş değil. Terim ise Türk milli takımından sonra aradığı çıkış noktasını yine yuvasında bulma imkanı yakaladı. Bu ikili bu halleriyle çok tehlikeliler. Ancak bu tehlike rakipleri için mi kendileri için mi olacak, bunun için bir şey söylemek zor şimdilik.
Beşiktaş'taki durum ise daha enteresan. Ligde hedefi tükendiği anca Schuster'le yollarını ayırıp elindeki tek hedef olan Türkiye Kupası'na ulaşmayı başardı siyahbeyazlılar. Bu hedefe Tayfur Havutçu'yla ulaştılar ancak o hedefe giden yolda formalite statüsüne düşmüş lig maçlarında Havutçu'nun özellikle oyuncu tercihleri tribünlerin kendisinde görmeyi çok arzuladığı cesareti sergilemekten uzak kaldı. Gençlere şans vermekte çekingen davrandı, zorunlu kaldığında bile devşirme yapma yoluna gitti. Artı, takıma transfer olduklarında büyük sükse yaratan oyuncuların yönetilmesinde uzun vadede ne denli dengeli davranabileceği de soru işareti. Beşiktaş taraftarı ondan umutluydu, o umudu erken kaybetti. Bilinen Beşiktaş taraftar profili kadrodaki mevcut ve katılması olası yıldızlarla Havutçu herhangi bir nedenle karşı karşıya gelirse enteresan seçimler yapmaya müsait. Bu da Havutçu'nun durumunu iyice zorlaştırıyor.
Bütün bu ‘yerliye dönüş' senaryosunun görünmeyen başrolünde ise düşman ilan edilen hocalar Güneş ve Kocaman var. Bu ikili çok fazla gürültü çıkartmadan, yönetimleriyle ters düşmeden, zaman zaman yaşanan kriz ve düşüşleri iyi idare ederek takımlarına çok yüksek puanlar toplatarak onları zirvede tutmayı başardılar. Böylelikle bir eğilim yarattılar.

Futbol gündemimizde şovenizmden faşizme kayma eğilimi gösteren milliyetçi akım da bununla birleşince “Bizi bizden başka kimse anlamaz, dinlemez, yönetmesini de beceremez” rüzgarı aldı başını yürüdü.
Kadrosunda çok ciddi yerli, yabancı revizyon yapmak zorunda olan Galatasaray en azından yerli oyuncular için cazip olacak bir hocaya yöneldi. Yüksek profilli bir yabancı teknik direktörün kurmak isteyeceği düzen, yapmak isteyeceği revizyon Galatasaray'a Rijkaard'la yaşadığına benzer bir dönem yaşatabilirdi, bu riski alamadılar. Rijkaard'dan sonra Hagi'ye yönelmeleri gibi, yine bildiklerine, gördüklerine, denediklerine yöneldiler. Bu bir tercihtir ancak yan etkileri olacaktır. Zaten bu sezondan sonra beklentilerini istese de istemese de bir telafi sezonu için kurgulayan camiaya Terim isminin vereceği hava belli. Bu, sabırsızlığı da beraberinde getirirse Terim'in işi tahmin ettiğinden daha zor olacaktır. İşin kötüsü Terim'in işlerin o kadar zor olduğunu anlamaya engel bir karakter yapısı oluştu zaman içinde.
Beşiktaş ise kadrosuna daha az takviye yapma gerekliliğinden de güç alarak elindekiyle yetinmeyi seçti. Sahaya dengeli sürülecek onbirlerle mücadele edebilmesi halinde, Beşiktaş'ın savunması dışında ciddi takviye gerektiren mevkisi bulunmuyor gibi gözüküyor. Geri hattın ise ciddi revizyona ihtiyacı var. Beşiktaş yönetimi bu hattı güçlendirmesi halinde kadronun düşük profilli bir teknik adamla bile kendiliğinden iş yapabileceğine güvenmiş olsa gerek. Bunun yanı sıra, kısa vadede işlerin kötü gitmesi durumunda, ne yazık ki, Tayfur Havutçu yerine gelmesi olası herhangi bir yüksek profilli teknik adamdan daha kolay gönderilebilecek bir isim. Türkçesi şu; beceremezse kovması kolay.

Fenerbahçe'yi bir Fenerbahçeli, Trabzonspor'u bir Trabzonsporlu şampiyonluğa koşturmuşken bunun bir modaya dönüşmesi çok şaşırtıcı olmamalı aslında. Ama benim dilimden düşürmediğim ‘futbol aklının' var olmasının şart olduğu bir ortamda bu işlerin ‘moda'yla yürümesi enteresan geliyor bana hâlâ.
Aylardan kasım, aralık değil, yerli malı haftası bir sonraki sezonun devre arasına yakın. O zamana kadar bu moda devam eder mi etmez mi bekleyip göreceğiz. Benim görüşüm etmeyeceği yönünde.