Yukarı Çık

Dünya Kupası Günlüğü - Gün 1

Emek Ege

E-Posta Adresi[email protected]

Dört yıl önce bu işin profesyoneli olan Almanları gördükten sonra doğal olarak Afrika'dan büyük beklentilerim yoktu. 11 saatlik yolculuğun ardından uçağımız Johannesburg'a indiğinde benim için de macera başladı.

2006 Dünya Kupası'ndan ntvmsnbc'ye yazdığım ilk yazıya, "Almanya'dayım, Dünya Kupası'nda..." diyerek başlamıştım. Bu tamamen genç bir gazetecinin heyecanıydı. Çocukluğumdan beri kurduğum hayal gerçekleşmişti.

Çok çalışıp çok yorulmuştuk ama finalden sonra Berlin'den ayrılırken hissettiğim manevi tatmin her şeyin karşılığıydı. İki yıl sonra Avusturya ve İsviçre'deydim. Rüştü, Hırvatistan maçında son penaltıyı kurtardığında, bir mucizeye tanık olmanın keyfinin yaşıyordum. Ama 2010 hepsinden farklı.

"Akreditasyonunu yaptır, Güney Afrika'ya gidiyorsun" dediklerinde, her zamanki heyecanın yanında bir de bilinmezliğin getirdiği merak vardı.

Kupaya kadar geçen 3 aylık zaman diliminde Güney Afrika ile ilgili ajanstan geçen haberleri daha bir dikkatli takip ettim. Geneli olumsuz notlar içeren, stat inşaatı, güvenlik, grev, FIFA'nın organizasyon komitesine uyarıları ile ilgili haberler.

Dört yıl önce bu işin profesyoneli olan Almanları gördükten sonra doğal olarak Afrika'dan büyük beklentilerim yoktu.

11 saatlik yolculuğun ardından uçağımız Johannesburg'a indiğinde benim için de macera başladı. Valizlerimizi kiraladığımız eve bıraktıktan sonra akreditasyonlarımızı almak için vakit kaybetmeden Soccer City Stadı'ndaki merkeze gittik. Ve bir gün önce HaberTürk'ten meslektaşım Senad Ok'un sayfalarına taşıdığı sıkıntıları yerinde gördük.

Soccer City'nin fiziki yapı olarak değil ama konum anlamında Atatürk Olimpiyat Stadı'na benzediğini söylemek mümkün. İkisi de şehirden uzak, ikisine de ulaşmak kolay değil ve ikisi de şehirden tecrit edilmiş gibi. Ve ikisi de rüzgarlı, en azından ilk gün için. Statta bizi görevliler, uzun akreditasyon kuyruğu ile birlikte sert rüzgarın kaldırdığı toz-toprak karşıladı. Akreditasyon almak 1 buçuk saat sürdü.

Sonrasında stat etrafında kısa bir tur attık. Sponsorların standlarının kurulması dışında hala birkaç kişinin kaldırımları döşediğini gördük. Pek telaşlı oldukları da söylenemezdi aslında. Genel bir tespit: burda hayat bizim alıştığımızdan çok daha yavaş akıyor.

Güney Afrika Devlet Başkanı Jacob Zuma'nın açıklamaları geldi aklıma. Zuma 2 gün önce "hazır mısınız” sorusuna, "we are more than ready" yani "hazırdan daha fazlasıyız" cevabını vermişti. Evet, açılış ve final maçının oynanacağı stadın başlama vuruşuna 3 gün kala içinde bulunduğu duruma "hazır”dan farklı bir tanımlama bulmak gerek. Soccer City zemin, tribün ve fiziksel yapı anlamında sorunsuz ama yan faktörer, yani ulaşım, güvenlik ve taraftarın ağırlanması konusunda yeterli mi, onları maçlar başlayınca göreceğiz.

Afrikalılar birçok eksikleri olduğunun farkında, ancak konuştuğunuz herkes -özellikle kamu görevlileri- belki iki kat mesai yapmak zorunda olsalar da dünyaya kucak açmaktan büyük gurur duyuyuyorlar ve bunu sadece söylemekle kalmayıp size hissettiriyorlar. Ne kadar heyecanlı olduklarını anlamak için gözlerinin içine bakmak yeterli.

Bu kupa, tarihi savaşlarla, şiddetle, ırkçılıkla yazılmış bir ülkenin kendini tüm dünyaya tanıtma, gösterme ya da ispatlama çabası. Devlet Başkanı Zuma, "1990'da Mandela serbest bırakıldığından beri halk, hiç bu kadar büyük bir coşku yaşamamıştı" diyor.

Bizim bu turnuvanın Güney Afrikalılar için ne anlam taşıdığını çözmemiz zor. Tıpkı Euro 2016 adaylığımız ve sonrasındaki hayal kırıklığımızı Avrupalıların anlayamayacağı gibi.

Evet, henüz ciddi bir olumsuzluk yaşamasak da birtakım sıkıntılar var, büyük ihtimalle maçlar başlayınca daha da artacak. Ancak ben, kendi adıma bir söz veriyorum: hoşgörülü olacağım. Çünkü Afrikalılar bunu hak ediyor.