Scouting’in şifreleri - 1
Hüseyin Özkök
Hüseyin Özkök
Tüm YazılarıE-Posta Adresi[email protected]
Scoutlar için bir maç günü nasıl başlar, nasıl biter? İşte bir scout ekibiyle birlikte izlediğim maçtan ilginç notlar...
Uzun yıllardan bu yana kulüplerin ve genel olarak ülke futbolunun alt yapı sorunları hepimizin malumu. Az sayıda iyi oyuncu yetişmesi yetişenlerin ise yine de eksikliklerinin olması ve dünya yıldızı haline gelememelerinin yanında transfer yanlışları, seçilen oyuncuların büyük çoğunluğunun beklentileri karşılayamaması bu seçimlerin ne şekilde yapıldığının sorgulanması gerektiğini ortaya çıkartıyor. Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim de İstanbul'da yapılan Uluslararası Antrenör Semineri'nde bizlerin uzun yıllardan bu yana dile getirdiği çarpıcı gerçekleri ortaya koyarken yeni bir şey söylemiş olmadı. Medyada saçma sapan işler yapanlar olduğu kadar futbolun sorunlarını dile getiren birçok medya mensubu da var. Onlar bunları yıllardan beri dile getirirken herkes 3 maymunu oynuyordu. Demek ki bunca yıldır Türk futbolunun önemli bir figürü olan Fatih Terim de bu sonuçların nedenlerinden biri olmuş. (Bu konuda iletişimci Nuran Yıldız'ın Fatih Terim ile ilgili bazı tespitlerini gazeteciler.com sitesinde okumanızı öneririm) Türkiye'de yeterli oyuncu yetişmediği gerçeği ile karşı karşıyayız. Peki, oyuncu keşfedebiliyor muyuz? Bu bağlamda son yıllarda Türkiye'de futbol literatürüne giren İngilizce bir kelime karşımıza çıkıyor. Scouting. Yani Türkiye'de algılanan tanımıyla yetenek avcılığı. Ancak acaba Scouting gerçekten yetenek avcılığı mı yoksa çok daha geniş bir kavramı mı ifade ediyor? Kendi adıma Scouting kavramının ne kadar geniş bir anlam ifade ettiğini yıllardır bu alanda çalışan yakın dostum ve Emin Partners şirketinin Scouting Direktörü Cemal Belgin'in sayesinde gördüm ve görmeye devam ediyorum. Cemal Belgin'in çalışmalarını uzun süreden beri yakından takip ediyorum. Ancak 1,5 yıl önce öncesine kadar bir Scout grubu ile bir araya gelmemiştim. O dönem ülkemizde yapılan FIFA U-20 Dünya Kupası sayesinde yılladır aklımda şeyi gerçekleştirme ve turnuvayı izlemeye gelen scoutların dünyasına içeriden bakma fırsatını yakaladım. Emin Partners'ın turnuva için görevli olarak gelen ekibi ve başlarında bulunan Cemal Belgin ya da ekibindekilerin deyimiyle “Jeffe” (Şef) ile turnuva boyunca çeşitli zamanlarda birlikte olduk. Ekibin maç öncesi hazırlıklarından başlayarak, maçın statta izlenmesi ve maç sonrası raporlama aşamalarında beraberdik. Ancak onlar “iş üzerindeyken” ağzımı açmam yasak olduğu için işin söyleşi kısmını maç sonrası saatlerde ve maç olmayan günlerde fırsat buldukça yaptık. Aslında röportajdan çok sohbet diyebileceğimiz birlikteliklerimizde sadece günlük operasyonlardan değil, Scouting'in genelinden transfere, kulüp yönetimine kadar futbolu ilgilendiren her şey konuşuldu. Ancak, bir gazeteci olarak tek üzüntüm kayıt cihazını durdurarak off-the record konuşulan bazı şeyleri yazamamak oldu. Özellikle de isim bazında yaptıkları oyuncu ve antrenör analizlerini yazabilmeyi çok isterdim. İşin gerçek anlamda röportaj kısmını ise Cemal Belgin ile U-20 Dünya Kupası çalışmaları sona erdikten sonra gerçekleştirdik. Aşağıda okuyacağınız satırlar o dönem yazıya dökülmüştür. Ekip, U-20 Dünya Kupası'nı, müşteri kulübün kendi gönderdiği 3 kişi ve Cemal Belgin hariç 5 ülkeden 6 scout ile izledi. Çapraz raporlama için scoutların şehir ve gruplarında devamlı rotasyon yapıldı. İlk gözlemlediğim nokta ekibin tamamen verimlilik ve çıkan sonuç üzerine odaklı olması. Ana çalışma prensipleri belli. Bunun haricinde ise scoutlar bağımsız. Çantalarına koyduklarından, yaptıkları hazırlıklara, maçı nereden seyredeceklerine kadar her türlü kararı kendi tarzlarına göre alıyorlar. Gelelim bir maç gününün nasıl başlayıp nasıl sonlandığına... Maç sabahı erkenden tüm şehirlerdeki scoutlar ile görüntülü tele konferans konuşması yapılıyor. Özellikle de bu konuşmalar seyredilecek oyuncular hakkında oluyor. Ancak görüşmeler kısa tutuluyor ve mümkün olduğunca az yorum yapılıyor. Hele ortama ait olmayan dışarıdan birisi orada olduğunda ki buna müşteri de dahil hiç “açık” verilmiyor. Yani ketumluk bir numaralı kural. Ardından kulüp temsilcileri ile toplanıp hem bir önceki gün değerlendiriliyor, hem de o günkü izlemeler konuşuluyor. Cemal Belgin, bazen müşteriden beklenmedik bir oyuncu talebi gelebildiğini ancak EMIN'in operasyonel olarak bağımsız hareket ettiğini belirtiyor. Maçın başlamasına en az 2 saat kala stada doğru yola çıkılıyor. Biz de öyle yapıyoruz. Başlangıçta gereksiz gibi gelen bazı detayların aslında ne kadar önemli olduğunu bu arada fark ediyorum. Her şey maça odaklanmayı azamide tutmak için planlanmış. Bol cepli pantolon ve gömlek adeta üniforma gibi ihtiyaç duyulan şeylerin başında geliyor. Telefonlar, değişik renkte kalemler, güneş gözlüğü, küçük bir dürbün, kronometre ve kayıt cihazı hep önceden belirlenmiş yerlerine yerleştirilmiş durumda. Özel yapım not klasörlerinde ise her ihtimale karşı dijital dosyaların çıktıları var. En büyük yardımcıları ise tabii ki laptop ve iPad. Maçların dosyaları ve futbolcu bilgileri her ikisine de yüklenmiş. Gerektiğinde bilgi bankası (database) üzerinden ek bilgi alınıyor. Stada geliyoruz. Scoutlar yer seçiminde özgürler. Herkesin maçı seyretmek için tercih ettiği değişik bir yer var. Kimi sahayı yandan gören bir tribünü, kimi de kale arkasını tercih ediyor. Tek ortak tercihleri ise maçı mümkün olduğunca yukarıdan seyretmek. Eğer etraflarında dikkatlerini dağıtacak türde bir kalabalık olursa daha boş koltuklara gittiklerini öğreniyorum. Tabii ki böyle büyük bir organizasyonda dünyanın her yerinden scoutlar var. Mutlaka tanıdık yüzlere rastlanıyor. Onlarla yapılan kısa bir selamlaşmadan sonra herkes yerlerine oturuyor. Elbette ben de. Maç başlamadan dosyalar son defa gözden geçiriliyor, her şey yerli yerine yerleştiriliyor, kulaklıklar takılıyor. Takım kadroları gelir gelmez hemen ilk 11'de öngördükleri formasyona göre kadroyu işaretliyorlar. Bu arada Cemal Belgin bana iPadler'de birden çok uygulama kullanmak zorunda kaldıklarından “şikayet” ediyor. Ancak kendi “networklerine” özel uygulamanın şu an yapım aşamasında olduğunu ve onunla birlikte işlerinin daha kolaylaşacağını söylüyor. İlk gözlemler daha takımlar sahaya ısınmak için çıkınca başlıyor. Bilhassa kalecilere odaklandıklarını fark ediyorum. Futbolcuların bazıları ile ilgili kısa notlar alıyorlar. Seremoni sonrası dizilişler düzeltiliyor ve asıl izleme başlıyor. İlk 10 dakikada bakılan şey, yalızca takımların taktikleri ve yayılışları. Daha sonra ilk notlar geliyor. iPad üzerinden etiketleme ve not almanın yanında kendilerine has stenoya benzer kısaltmalar da kullanmaları dikkatimi çekiyor. Taktik ve dizilişlerdeki değişiklikler ve dakika kayıtları ise kayıt cihazı ile yapılıyor. Duran toplarda hemen iPad ile fotoğraf çekiliyor. Cemal Belgin Ipad için “Hayatımızı kurtardı namussuz” şeklindeki esprili bir cümle ile bir an için sessizliğini bozuyor. Çünkü scoutlar, maç süresince etraflarında olan hiçbir ses veya hareket ile ilgilenmiyorlar. Durumu bilmeme rağmen bazen alışkanlıkla sorduğum soruya tabii ki cevap alamıyorum. Bir ara telefon çalıyor, Cemal Belgin kulaklıktan dinleyip kapatıyor. O sırada ağzından çıkan tek kelime ise “okey” oluyor. Maçı neredeyse ifadesiz bir yüzle izliyorlar. Ama oyuncuların yanlış bir tercihi veya kötü bir hakem kararında verdikleri tepkileri de görebiliyorsunuz. Bazı pozisyonlarda, özellikle kontrataklarda, refleks olarak elleriyle pasın atılması gereken yeri işaret ediyorlar. Bekledikleri olmazsa yüz ifadeleri değişiyor. Bu arada saha kenarına da devamlı göz atılıyor. Isınmaya giden oyuncuların adları not alınıyor, teknik direktörün oyuncularına her talimat verişinde olacak değişiklikleri öngörmeye çalışıyorlar. Maç sırasında dikkatimi iki nokta çekiyor. Pozisyonları çok kısa sürede algılarken çok da iyi süzüyorlar. Başta hatalı fauller olmak üzere, hakemin neredeyse tüm yanlış kararlarını o anda görüyorlar. Ofsaytlar ise daha bayrak kalkmadan süzgeçten doğru şekilde geçiyor. Ancak daha da ilginci izlediğimiz karşılaşmada 2 penaltı atışında topun gideceği köşeyi doğru tahmin etmeleri oluyor. Cemal Belgin, daha sonra bunun mantıksal açıklamasını yapıyor. Ben de televizyonda seyrettiğim bir maçta verilen bir penaltı sonrası bunu deniyorum ve doğruluğunu görüyorum. Gerçekten çok ilginç. Ve ilk yarı sona eriyor. Devre arasında gerekli rapor girişleri ve telefon konuşmaları yapıldıktan sonra bir süre sohbet imkanı buluyoruz. Oyuncular üzerinden karşılaştırma yaptıktan sonra yaptıkları etiketlemeler ve aldıkları kısa notlar hakkında bilgi veriyorlar. İkinci yarı için bazı oyuncular öneriliyor. Etrafımızdaki scoutların çoğunun maçı nispeten daha rahat seyredip ve az not aldığını söylediğimde Cemal Belgin gülerek “Herkesin mezhebi kendine” diyor. Yani önemli olan nasıl izlendiği değil elde edilecek sonuç. İkinci yarı da aynı düzen sürüyor. Ama bu defa daha yoğun not alarak devam ediyorlar. Bunun sebebi ise yapılan oyuncu değişikliklerinin ardından buna bağlı olarak ortaya çıkan taktik değişiklikler. Ve maç bitiyor. Ayaküstü sohbet edilerek hemen çıkış kapılarına yöneliyoruz. Araçlara binip otele gidiyoruz. Yolda kulübün görevlileri ile kısa bir değerlendirme yapılıyor. Otele vardığımızda diğer şehirlerdeki scoutlar ile kısa bir tele konferans toplantısı sonrası gün bitiyor ve sıra merak ettiğim soruların cevaplanacağı Cemal Belgin ile yapacağımız röportaja geliyor. Birlikte maç seyrettiğimiz 3 günde de aşağı yukarı aynı rutin devam ediyor. Maç olmayan günlerde ise daha uzun ve rahat olarak konuşma imkanı bulup geniş röportajımızı sonlandırıyoruz. 2. Bölüm: Cemal Belgin röportajı. Bu ilginç söyleşiyi 12 Ocak Pazartesi günü yine burada okuyabilirsiniz.