Bir çocuğun kahramanı: Selçuk Yula
Mert Aydın
Mert Aydın
Tüm Yazıları“O, dünyanın en iyi futbolcusuydu!” Bu fikrin üreticisi henüz 11 yaşını doldurmamış bir çocuk. Ama çocuğun futbol galaksisi Türkiye sınırlarının dışına çıkmamıştı daha...
Bu yazı 2008 yılının Ocak ayındaki FourFourTwo dergisinden alınmıştır.
“O, dünyanın en iyi futbolcusuydu!” Bu fikrin üreticisi henüz 11 yaşını doldurmamış bir çocuk. Ama çocuğun futbol galaksisi Türkiye sınırlarının dışına çıkmamıştı daha...
Evet, O dünyanın en iyi futbolcusuydu 11 yaşını doldurmamış bir çocuk için. Çünkü o çocuğun futbol galaksisi Türkiye sınırlarının dışına çıkmamıştı daha. Bu yüzden de Selçuk Yula'nın dünyanın en iyi futbolcusu olduğu fikri hiç de yabana atılır, küçümsenir bir beyin çalışması değildi...
Peki çocuk, bu fikre nasıl ulaşmıştı? Babası, elinden tutup onu İnönü Stadı'na götürmüştü. Fenerbahçe-Kocaelispor maçına. Hava çok güzeldi. Ligin son haftasıydı ve Fenerbahçe, bir hafta önce şampiyonluk şansını yitirmişti. Yarışın uzağında kalmıştı kısacası sarı-lacivertliler. Belki de bunun sıkıntısıyla, Barış Manço'nun “Arkadaşım eşek” şarkısını, “Milyonluk eşekler” haline getirmişlerdi. O zamanlar da Türk lirasıyla milyon harcayıp takım kurulabiliyordu.
Yeni Açık'ın alt tarafına yerleştiler. Fenerbahçe, maçın ilk yarısında o kaleye atak yapacaktı. Selçuk'u dünya gözüyle, bu kadar yakından görmek onun için bulunmaz nimetti. Nitekim Selçuk abisi onu kırmadı ve gözlerinin önünde nefis bir kafa golü attı. Top, ona her gelişinde çocuk da heyecanlanıyordu. Çünkü uzun saçlı kahraman müthiş hızıyla rakiplerini dilleri dışarıda bırakıyordu. Amerikan filmlerindeki otomobil kovalamaca sahnelerinin bir başka versiyonuydu.
İkinci yarıda gollerine devam etti Selçuk. Hele bir tanesi vardı ki!.. Topu almış rakip kaleci ve iki savunmacıyı birbirine çarptırmıştı. Top içeri yuvarlana yuvarlana giderken Selçuk'un futbol dehasının kurbanları olarak adlandırılabilecek iki Kocaelisporlu futbolcu için ambulans yolu gözükmüştü.
Maçta dört gol atan Selçuk Yula gol kralı olmuştu. Çocuk, o gün kararıni verdi. Selçuk Yula, dünyanın en iyi futbolcusuydu...
Daha Fenerbahçe'ye gelmeden, ikinci ligde Şekerspor forması giyerken dikkatleri çekmişti. O takımda İskender Günen'le birlikte on bin kişiyi tribünlere çeken bir ikinci lig efsanesi haline gelmişti. Fenerbahçe'ye gelişi, yedek kalışı ama Rausch'un gelir gelmez ilk idmanda onu beğenmesi hep ilginç birer hikayeydi.
Çocuk heyecanlıydı. Çünkü bu maçtan birkaç gün sonra 1982 Dünya Kupası başlayacaktı. Ve emindi ki Selçuk'tan daha iyisi orada olmayacaktı.Herkes Zico'ya, Socrates'e, Rossi'ye, Rummenigge'ye, Platini'ye hayrandı. Çocuğun gözü Selçuk'tan başkasını görmüyordu.
Bir sezon sonra bir Mersin İdman Yurdu maçıydı. O zamanlar lig maçlarını öyle binbir kameradan izleyemezdik. Bazı maçların görüntüleri saman gibi olurdu. Fenerbahçe penaltı kazanmıştı. Herkes bilirdi ki Selçuk gelecek ve golü atacak. Biraz şüpheliydi penaltı. Çocuk görmemişti bile pozisyonu. Ama sonrasında kahramanı penaltıyı dışarı atmıştı. Gazeteler, Selçuk'un haksız penaltıyı bilerek dışarı attığını söylüyordu. Demek ki gerçek bir şövalyeydi iyi futbolcu olduğu kadar. Şampiyonluk sevincini yaşayan çocuk, bir sezon sonra da Selçuk'un yanına Almanya'dan bir gurbetçinin geldiğini gördü. “Küçük Dev Adam” diyorlardı ona. Selçuk-İlyas ikilisi, Türk futboluna damga vuruyordu. Çocuğun yaşadığı en büyük hayal kırıklıklarından biriydi şampiyonluğa giderken Selçuk'un Lüksemburg milli maçı öncesinde idmanda sakatlanması. Fenerbahçe'nin Trabzonspor'la verdiği şampiyonluk yarışına darbe vurulmuştu bir kere. Sezonu kapatmış olan takımın en büyük yıldızına sonra İlyas da eklenmiş ve şampiyonluk elden gitmişti.
Çocuk 1984-85 sezonunda şampiyonluğun kazanılacağına emindi. Çünkü lig başladıktan bir süre sonra Selçuk iyileşmiş, ekürisi İlyas Tüfekçi'ye katılmıştı. İlk haftalarında oynayamadığı ligde 10 gol atmış ve averajla kazanılan şampiyonluğun mimarlarından biri olmuştu. Çocuk, kahramanından çok ama çok memnundu…
1985 Eylül ayı... Fenerbahçe, Bordeaux deplasmanında... Çocuğun kulağı radyoda… Televizyonda naklen yayın yok. Murat Ünlü'nün çığlıkları arasında 3-2'lik zafer geliyor. Tabii ki ilk gol Selçuk'tan. Rövanşta 0-0 berabere kalıyor Fenerbahçe. Selçuk, bu kez dünyaca ünlü Fransız savunmacıları ipe diziyor ama top direğe vuruyor. Ama bu zafere rağmen ne yazık ki ne Selçuk ne de İlyas engelleyebiliyor düşüşü. Avrupa'da bir tur atlamış olmak tek teselli. Sezon sonunda Fenerbahçe kötü durumda. İlyas'ın Galatasaray'a gidişine Selçuk'u Almanya'ya gidişi ekleniyor. Çocuk, kahramanının Avrupa'ya gitmesine bir yandan da seviniyor. Çünkü orada gerçek değerini bulacağını düşünüyor. Blau Weiss Berlin mütevazı bir takım olmasına rağmen birinci lige çıkmayı başarmış. Daha o zamanlar evlerimize her hafta Avrupa liglerinden maçlar gelmiyor. Kimseler de Blau Weiss'ın neler yapabileceğini kestiremiyor.
Her hafta sonu çocuk, Blau Weiss ve kahramanının neler yaptığını öğrenmeye çalışıyor. Ama genelde sonuç hep yenilgi. Tam bu sırada bir Pazartesi gazetelerde bir haber çıkıyor: “Selçuk, Bayern Münih maçında gol attı”. Havalara uçuyor çocuk. Bundan iyisi olur mu? Ama bir günde umutlar eriyor. Çünkü haber yanlışmış. Yula gol kaçırmış maçta.
Ligde kötü giden Fenerbahçe, Ali Sami Yen Stadı'nda Sarıyer ile oynuyor. Artık son haftalar. Çocuk da maçta. Dönemin amigoları Kemik ve Tevfik, tribünde konuşma yapıyorlar, “Arkadaşlar, Selçuk Yula, Türkiye'ye dönmek istiyor. Ama yöneticilerimiz, onu almak istemiyor. Bunu protesto edelim”. Statta uğultu başlıyor. Çocuğun gözleri doluyor. Nasıl olur da Selçuk, Fenerbahçe'ye geri dönemez. Hakikaten de Fenerbahçe almıyor Selçuk'u. İşin ilginç yanı Almanya dönüşü Sarıyer'e gidiyor. Artık çocuk için bir de Sarıyer maçlarını takip etmek gerekiyor. Futbol kahramanının Sarıyer'deki performansıyla milli takıma seçilmesine öyle seviniyor, öyle seviniyor ki…
Çocuk büyüyor artık. Üniversite çağına geliyor. Biz ağız alışkanlığıyla ona çocuk demeye devam ediyoruz. Selçuk Yula'nın Galatasaray'a gideceği haberini alıyor çocuk. İnanın seviniyor. Şöyle düşünüyor çünkü. “Selçuk, üniversite mezunu, kültürlü bir futbolcu. Muhtemelen çok iyi bir spor yazarı olacak. En azından Galatasaray forması da giyerse amigo spor yazarı olma tehlikesi tamamen ortadan kalkacak”.
Galatasaray'ın o dönem teknik direktörü olan Mustafa Denizli'nin yeniden diriltmeye çalıştığı Selçuk Yula, birkaç maçta forma giyiyor. Ama olmuyor. Ve futbolu bırakıyor. Çocuksa büyük kahramanını yaşlı gözlerle uğurluyor futbol sahnesinden. Ve beklemeye başlıyor heyecanla onun spor yazarlığına başlamasını.
Aradan zaman geçiyor. Çocuk, başka kahramanlarla haşır neşir olmaktan asıl kahramanını unutuyor. Ne zaman ki bir gün gazetede yazısını okuyor, gözleri parlıyor. Onun futboldan anladığını hissediyor okurken. “Futbol yazmış sadece…” diyor heyecanla. Bundan daha güzel bir şey olabilir mi?
Ancak aradan zaman geçtikçe yazılarda bir değişiklik gözüne çarpmaya başlıyor. Çocuk okuyor, okuyor… Ama bir türlü yazılanları yakıştıramıyor kahramanına. Çocuk Fenerbahçeli ama doğruları da görebiliyor. Ve kahramanının doğruları zaman zaman kulübün çıkarları doğrultusunda farklı yerlere esnettiğini fark ediyor.
Sonra tartışma programlarında görüyor kahramanını. Bazen o gerçek yıldızdan parıltılar görüyor hâlâ. Ama sonra gözlerinin parıltısının pek de iyi olmayan bir şekle büründüğünü görüyor.
Çocuk şuna karar veriyor. Kahramanların kafalarda hep böyle kalması gerek. Bunun için de onlara taşıyamayacakları misyonları yüklememeli. Ve çocuk artık televizyondaki Selçuk Yula'yı kahramanı gibi görmüyor. Onun kahramanının adı da Selçuk ama o sadece gol atıyor.