Kredi kartına 10 taksit
Mutlu Ulusoy
Mutlu Ulusoy
Tüm YazılarıDünden beri "Türkiye'de Futbol ve Atalet" adlı filmimizin başrol oyuncularını düşünüyorum. Terim'i ve Demirören'i...
Yazıyla kendini ifade etmeye çalışmak, bunu keşfetmek zormuş. Hele benim yaşlardaysan ve hele bizim ülkemizde. Herkes “Sen kimsin ki” deyip, küfür ederken sana söylenen bir “aferin” çok değerlidir bu süreçte. Biraz da cesarete ihtiyacın vardır. İşte o zaman, eğer doğru yerdeysen sana mutlaka bir üstad el verir. Ben şanslıydım bir değil iki üstad el verdi. Sevgili Fuat Akdağ ve Emrah Kayalıoğlu... Türkiye'de “futbol“ hassas, bir o kadar da yazılması tehlikeli bir konu. Fuat Akdağ'dan aldığım ilk öğüt; yazarken “ukala” görünmemek. Kulağıma nasıl küpe olduysa o günden beri yazılarıma hep “naçizane” başlığı atmak istedim. Şimdi ifade etmek istediklerim boyumu aşan konular gibi görünse de, bilin ki amacım asla saygısızlık etmek değil. Sadece dünden beri "Türkiye'de Futbol ve Atalet" adlı filmimizin başrol oyuncularını düşünüyorum. Terim'i ve Demirören'i... Dün Antrenör Gelişim Semineri'nde konuşan Fatih Terim'i dinlerken ürperdiğimi farkettim. İçeriğini üstadlar tartışır. Ben genç bir kadın olarak hem basını eleştirirken hem de çalışmalarını anlatırkenki üslubunu gereğinden sert buldum. Dinlemekte zorlandım ve gerildim. Seminer böyle mi geçmeliydi? Kitaplara bakarsak Terim hem duruş hem de hitap açısından iletişim adına bütün dilleri doğru kullandı aslında. Ama bu dil ve hitap şekli, af buyurun siyasette kullanılır sporda değil. Duyduklarımı karıştırdığım zamanlar oldu. Fatih Terim kâh teknik direktör oldu kâh futbol direktörü. Birara Federasyon Başkanı, birara da Türkiye İstatistik Kurumu'ndan bir yetkiliydi. Ancak dün o kürsüde Fatih Terim'in “Türk futbolu” adına “herşey” olabildiğini düşünmüyorum. Sayfayı çevirelim ve gelelim yabancı kuralı mevzuuna. Bu kez özne Yıldırım Demirören. Terim için kullandığım bir ifade burada da geçerli. Yani yabancı kuralının içeriğini de üstadlar tartışır. Biz şekle odaklanalım. Toplulukların, konu ne olursa olsun, yeni birşeyler söylendiği zaman herkesin içini rahat ettirecek liderlere ihtiyacı vardır. Konunun bilirkişileri güven vermelidir. Yöneticilerin de sicili vardır ve yeri gelince bu hatırlanır. İnsanların sizi dinlemesi için önce bu engelleri kaldırmalısınız.
Şimdi, zamanında kendi ifadeleriyle bile Beşiktaş'ta yaptığı transferlerin bazılarının hata olduğunu kabul eden Yıldırım Demirören, çıkıp kulüplerin borçlarıyla ya da yabancı kuralıyla ilgili birşey söylediğinde kim nasıl dinlesin? Dikkat: Soru 'kim nasıl inansın' degil, 'kim nasıl dinlesin'.O zamanki tazminatlar ödensin diye Beşiktaş “feda” demişti. O tişörtleri kredi kartına 10 taksitle alan taraftar, bugün tüm bu açıklamalar için ne düşünüyor dersiniz? O yüzden Demirören'in işi zor. Konular ve bu yazıdaki isimler farklı. Ancak dinlemek ve dinlerken beliren soru işaretleri ortaya bir ortak nokta çıkarıyor. Bence “işe” biraz da bu açıdan bakıp öyle yola koyulmak lazım. Yıl oldu 2015!