Barış Gerçeker

Kanatlandırdı


Dürüstçe söyleyeyim, dünkü maçtan önce Salzburg'u izlememiştim. 10 takımlı Avusturya ligi, malum çok cazip bir lig görüntüsü vermiyor ancak dün izlediğimiz Salzburg gibi 2-3 takım daha varsa aksiyona doyuracak bir lig olabilir!

Fenerbahçe'nin 2003 senesinde Daum'la atılmış bir temeli var. O temelin üstüne Alex'in eklenmesiyle belli bir diziliş ve oyun anlayışına sahip oldu Fenerbahçe. Daum'dan sonra gelen her teknik direktör bu diziliş ve oyun anlayışına kendi özgün yorumunu katmak istedi ancak Fenerbahçe hep şunu gösterdi; o anlayış ve düzen üzerinde radikal değişiklikler yapmaya kalkınca bünye kabul etmiyor. Zico ve Aragones bunları yaşadılar. Küçük değişiklikler, zamanın gerektirdiği, oyunun kendi değişikliğinin getirdiği nüanslar sahaya yansımadı değil tabii ki. Kocaman ilk başta bu riske girmedi ancak Alex'in gidişinden sonra zaten diziliş ve oyun anlayışıyla ilgili değişiklik bu sefer elzem hal aldı ve bu da yaşandı.

Şimdi Kocaman yok, Yanal var. Deneyselliği seven, cesur bir teknik adam. Ve inatçı da. Fenerbahçe'nin geçen yazımda bahsettiğim gibi, lig ve Avrupa'da iki farklı kimliğe bürünmesi gerekliliği var. Ligde Mr.Hyde, Avrupa'da Dr.Jeykll. Yanal'ın uzmanlık alanı zaten Mr.Hyde. PSV maçında o canavar yaradılış sürecinde tokat yedi ve uyarı aldı. Dün akşam Yanal'ın sonuca gitmek adına yapması gereken, Kocaman'ın UEFA Avrupa Ligi'nde yarı final gören Dr.Jeykll'a geri dönüş yapmasıydı. Ama o bunun yerine Avusturya deplasmanına hazırlık maçı muamelesine yakın bir şey yapıp denemelerine devam etmeyi seçti.

İlk onbir açıklandığında en akla yatkın orta sahada elmas dizilen, kanatsız bir Fenerbahçe'ydi:

-------------Volkan-------------
Topuz-Alves-Yobo-Kadlec
---------------Topal--------------
---------Meireles-Emre--------
----------------Alper--------------
------------Kuyt-Webo----------

Bunun yerine, yine 4-1-2-2-1 dizilen bir anlayış gördük (canlı yayında 4-1-4-1 diye telaffuz edildi, arada çok fark yok):

---------------Volkan--------------
Topuz-Alves-Yobo-Kadlec
----------------Topal---------------
----------Meireles-Emre---------
Alper---------------------Kuyt
---------------Webo---------------

Safkan ortasaha olan Alper sağ dışa, 4-3-3'ün ideal sağ dışı olan Kuyt ters kanada atılmıştı. PSV maçının söylediği bir şey vardı; Emre ve Meireles form olarak ideal durumda değiller, bunun yanında Alper hazır ve belki de takımın en formda ve hazır ismi de Stoch. Stoch anlaşılmaz bir şekilde 18'de bile yoktu. Yanal sanki Emre, Meireles, Alper'den birini kesemediği için çözüm uydurmak zorunda kalmış gibiydi.

Salzburg'la ilgili izleyenlerin, analiz yapanların yorumu şuydu; ileride kalabalık oynayan, üçüncü bölgede sağlam pres uygulayan ve orada kazandığı topları hızlı bir şekilde gol girişimine çeviren bir takım. Bunun handikapı arka alanda büyük boşluk bırakmaları ve savunma oyuncularının sakar olmalarıydı. Fenerbahçe epeyi uzun zamandır, dönem dönem kendi sahasında bile rakipten baskı yediği dakikaların çokluğuna rağmen kontraatak yapmayı beceremeyen bir takım olduğu için rakibin bu handikapından faydalanabilmekten uzaktı. Bunun üstüne, rakibin beklendiği gibi ön alanda yoğun presi ve hızlı paslaşması Mehmet Topal'ı savunma dörtlüsünün iyice içine sokmakla kalmadı, geride oluşan bu beşliyle öndeki beşli arasındaki pas trafiğini de engelledi. Alper'in maça istekli başlaması ve aldığı fauller bunun kırılabileceğini gösterse de kenarda oynuyor olması top almasını zorlaştırdı ve bu gerçekleşemedi. Ters tarafta oynayan ve yine form durumu olarak da çok parlak gözükmeyen Kuyt'ün de solda kaybolmasıyla bütün iş Webo'ya şişirilen ve onun indirdiği toplara kaldı ama o inen toplar da sahipsiz kaldı, çünkü Webo'nun yanına girebilen kimse yoktu.

Ana karakteri istekli hücum futbolu oynamak olan Ersun Yanal futbolunun 53 dakika boyunca şut girişiminde bile bulunamadığı başka örneği var mıdır bilmiyorum ve sanmıyorum da. Kuyt'ün bu dakikada yaradana sığınıp 25 metreden denediği düzgün şuta kadar girişimi bile yoktu sarılacivertlilerin. İkinci yarıya aynı onbir ve aynı dizilişle çıkılmış olmasının izahı da yoktu zaten. İdeali Emre-Meireles ikilisinden birini oyundan alıp Caner veya Sow'u oyuna sürmek, solda kaybolan Kuyt'ü yerine yani sağa, Alper'i de orta üçlünün öndeki ikilisine almaktı. Emre'yle Meireles'ten hangisini çıkaracağınız keyfe kederdir. Emre sarı kartlı ve tükenmeye yakın enerjisiyle ilk adaydır, zira Meireles'i çıkartırsanız ilerleyen dakikalarda Emre'ye ayırmanız gereken bir oyuncu değişikliği kontenjanınız daha olmalıdır.

Fenerbahçe değişikliklere gitti ancak o arada maçın başından beri devam eden, Volkan'ı zaman zaman çok zorlayan Salzburg atakları Alan'ın halı saha golüyle taçlanmıştı bile. Fenerbahçe adına oyunun karakterini değiştirmek ise epeyi taraftarın “gidecekler listesi”nin ilk sırasında yer alan Cristian'a düştü. Brezilyalı bu görevi çok iyi şekilde yerine getirdi demek gerekiyor. Alper'den beklenen, orta saha oyununu hücuma çevirme işini iyi becerdi, rakibin görece yorulmuş olması ve gol bulmuş olmasının verdiği duruş değişikliğinin de bunda payı var elbette. Yukarıda sözünü ettiğim değişiklikle ikinci yarıya başlanmış olsa, Cristian'ın yaptığını yerini bulan bir Alper'den de izleyebilirdik. Ramazan ayında kendisinden pek verim alınamayan Sow'un da ileriye hareketlilik getirdiğinin altını çizelim.

Fenerbahçe son çeyrekte yarattığı baskıyı uzatmalarda kazandığı bir penaltıyla beraberlik golüne çevirdi. Salzburg'lu oyuncunun Cristian'a penaltı öncesinde anlatacak o kadar uzun neyi vardı ve hakem buna nasıl izin verdi o ayrı konu. Neticede, Fenerbahçe'nin Türkiye'de pek alışık olmadığı sıklıkta bir penaltı kazanma alışkanlığı oldu Avrupa'da. Benzeri penaltıların ve daha fahişlerinin verilmemesine alışkın Fenerbahçe. Cristian'ın gamsızlığa yakınsayan sakinliği Benfica maçında kaçan penaltıdan sonra yeniden topun arkasına geçmesine ve golü bulmasına katkı yaptı.

Yanal'ın Fenerbahçe futboluna imza atma isteğini çok iyi anlıyor ve buna cidden hak veriyor olmakla birlikte, yakın vadede bu geçişi daha yumuşak yapması ve takıma zaten iyi bildiği şeyi kısa bir süre olsa dahi uygulatması gerekiyor. Kocaman'ın Young Boys'a elendiğinde oluşan tepkiyi unutmuş değiliz. Sonrasındaki süreçte saha içi ve saha dışındaki tavırlarıyla Fenerbahçe taraftarında çok karma bir kredisi bulunan Kocaman'ın sahip olduğu konfor alanına sahip değil Ersun Yanal. O krediyi kendi kazanması gerekiyor zira.

Bu yüzden, kısa vadede, göze hoş gelmeyen, sevilmeyen ama sonuca giden futbola bir süre tahammül edebilmesi gerekiyor, en azından girilen bu Avrupa Kupası ön eleme maçlarında. Salzburg'un geçilmesi halinde eşleşilecek ekipler daha zorlu olacaklar üstelik. Fizik olarak güçlü, süratli, dayanıklı ama teknik olarak çok kapasiteli olmayan bir Salzburg'a karşı dünkü maçın 60-70 dakikasının neredeyse mahkum oynanmış olması lig için bile kötü sinyaldir. Takımın o maçta kağıt üzerinde daha ideal gözüken bir onbir ve dizilişle sahaya çıkması ve patlayıcılığı can sıkabilecek rakibini kendi yapacağı pas trafiğiyle pasifize etmesi gerekiyor. Sabırlı, topa daha çok sahip olan, oyunu rakip yarı sahada oynamaya çalışan bir Fenerbahçe Salzburg'u elemekte zorlanmaz. Dünkü gibi dizilişi ve ayarlarıyla fazla oynanmış, orta sahasının bağlantıları kopan, hücuma şişirdiği toplar indirildiğinde toplayan alternatifleri üretemeyen bir Fenerbahçe ise tribünün getireceği gerginliğin de etkisiyle kendisini turun dışında bulabilir.